5 Nisan 2017 Çarşamba

Yaşamın daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. Canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm birtakım insanlar gitti. Onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek, onlar için de sevmek.
İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. Uykuda. Uykuyu araken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan bir başınalığın çaresizliğini?
Yollarda. Okurken. Pencereden caddelere bakarken. Giyinirken. Soyunurken. Herhangi bir kahvenin içinde oturan insanlara gelişi güzel bakarken. Hiç bir şey aramazken. Herhangi bir kahvede oturan insanları görmezken, başka olgular düşünürken. Yosun kokusunu yeniden duymaya çalışırken, bir kavşakta karşıdan karşıya geçerken, arabalar dünyasında yaşadığını son anda algılarken, büyük bir bulvarın tüm kahvelerinde oturanlardan hiç birini tanımazken, bir mağazadan gelişi güzel yiyecek seçerken ya dabir satıcıdan herhangi bir malı isterken, aynı anda özlem ve yalnızlıkları düşünürken, gidenleri, gelenleri, bölünenleri, ölenleri, doğanları, büyüyenleri, yaşamak isteyenleri, yaşamak istemeyenleri özlerken, severken, sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz?
Yaşam özlemini doyuracak bir olgu mümkün mü.

Tezer Özlü - Yaşamın Ucuna Yolculuk

25 Şubat 2017 Cumartesi

İnsanlarla oynamamalı. Bir yerleri var, bir ince yerleri, işte oraya değmemeli. 

Yaşar Kemal

29 Ekim 2016 Cumartesi

Hayal kırıklığı, yenilgi ve umutsuzluk, Tanrı'nın bize yol gösterme araçlarıdır.

Paulo Coelho - Brida

30 Ağustos 2016 Salı

İşte dünyanın hali bu, her dalkavuğun ruhu aynı soydandır, bir tabaktan yemek yediği her adama insan dost diyemiyor.

William Shakespeare - Atinalı Timon

1 Ağustos 2016 Pazartesi

Genellikle insanlar akıllarından çok gözleriyle yargıya varırlar; çünkü herkes izleyici pozisyonundadır, küçük bir kısım insan ancak size dokunabilecek kadar yakın olabilir. Herkes, siz nasıl görünüyorsanız sizi o şekilde görür, çok azı sizin gerçekte ne olduğunuzu anlayabilir.

Machiavelli


Başkalarının yaptıklarını, düşündüklerini, ima ettiklerini ya da söylediklerini kişisel algılamayın. Herkes kendi inanç sistemi içinde düşünür ve kendince yargılara varır. Dolayısıyla insanların sizin hakkınızdaki düşünceleri sizin şahsınızdan çok kendileriyle ilgilidir.

Don Miguel Ruiz


21 Mart 2016 Pazartesi

Ne düşündüğünü açık ve tam olarak söyleyen her insan kamuya hizmet etmektedir. Bu insanlara, en değer verdiğimiz fikirlerimize acımasızca saldırdıkları için, müteşekkir olmalıyız.


John Stuart Mill, Özgürlük Üzerine

20 Şubat 2016 Cumartesi

13’ümde Stendhal’e hayrandım, 15’imde Thomas Mann’e. 16’ımda da Chopin severdim. Yaşamınızda hiçbir şey değişmiyorsa, budalanın tekisiniz.

Umberto Eco

1 Aralık 2015 Salı

Rahatlık Tuzağını Aşmak



Bin bir türlü rahatsızlıkla nasıl başa çıkarsınız? Yöneltilen bu soruda rahatlık değil, “rahatsızlık” sözcüğününün kullanıldığına dikkat edin. Normal olarak rahatlıkla başa çıkmak gibi bir sorun yaşamayız! Günümüzde görünen o ki insanlar rahatlığa doyamıyor. “Öff! Bunu yapmaktan hoşlanmıyorum” ya da “Bunu çözüme kavuşturmadan önce kendimi rahatlatmalıyım” ve buna benzer yakarışları ne kadar çok duyuyoruz, öyle değil mi? Kişinin her zaman için rahat etmesi gerektiği inancı rahatlıktan oldukça uzak belirli sonuçlara yol açıyor. Yapmaktan hoşlanmadığımız için, bazı sorunları çözmek üzere gerekli adımları atmayı ertelediğimizde ya da anında yapılması gerekli görevleri yerine getirmediğimizde, yüklü gecikme bedelleri ödemek durumunda kalabiliriz. Eziyet saydığımız için, tavan arasında su sızdıran boruyu tamir etmeye başlamakta ya da otomobilimzi önemli bir tamir için garaja bırakmakta geç kalırsak, işi ağırdan almanın bedelini ileride çok daha ağor bir şekilde ödeyebiliriz.

Rahatlığa karşı değiliz. Lütfen bunu algılayın. Herkes gibi biz de rahay etmekten keyif alıyoruz. Bizim söylemek istediğimiz şu: Sürekli rahat içinde olmanız ve yaşamın zorluklarla dolu olmaması gerektiği inancıyla kendinizi kandırırsanız, uzun vadede, çok daha fazla eziyet çekebilir ve rahatsız olabilirsiniz. Oysa, ileride kendinizi daha rahat ya dadaha az rahatsız hissetmek amacıla başlangıçta bir ölçüde rahatlıktan vazgeçmiş olsaydınız, çekeceğiniz eziyet ve duyacağınız rahatsızlık çok daha az olurdu.

Yaşadığınız sürece, hayal kırıklıklarının ve rahatsızlıkların önüne geçmeniz diye bir şey söz konusu olamaz. Günümüzde yaşam sözcüğünü artık E-Z-İ-Y-E-T diye heceleyebilirsiniz. Biz de dahil olmak üzere pek çok kişi keder içinde yaşamaktansa mutlu yaşamanını daha iyi olduğuna inanır göründürüğünden, bu kitabı yazma amacomoz, mutluu ve erimli bir yaşam sürebilmenizi ciddi biçimde engelleyen belirli ana sorunları tanımlamanızı ve ortadan kaldırmanızı sağlamak. Bu sorunların içnde en amansız olanı “Rahatlık Tuzağı”. Gelin bunu yakından inceleyelim.

// Kitabın bir özetini sizler için derlemeye çalıştım:

1. NASIL VE NEDEN “RAHATLIK TUZAĞI” NA DÜŞERİZ?
İnsanlar arzuları olan varlıklardır. Arzular yerine gelirse keyif alır rahat ederiz. Arzular yerine gelmezse rahatsız oluruz canımız sıkılır. Her isteğimizin anında olmasını istiyoruz. Ancak bazı şeyleri elde etmek için zaman ve çalışmanın gerekli olduğunun farkında değiliz. Bu çalışmalar ve harcanan zaman küçük veya büyük rahatsızlıklara neden olabilir. Eğer bu rahatsızlıklara katlanmazsak gelecekte elde edeceğimiz uzun süreli rahatlıktan mahrum kalırız. İnsan anında zevkleri yaşamak ister. Örneğin “şimdi al sonra öde” sloganı bizim bu zayıf yönümüzden dolayı kullanılmaktadır. Fiyatını sonra ödeyeceğimiz için, alması insana çok zor gelmiyor.
Rahat olmak hepimizin tercihi ama her zaman rahat olacağız diye bir şey olamaz. Sürekli gelecek için bugünü feda etmek değil önemli olan öncelikleri belirlemektir. Örneğin ince ve sağlıklı bir vücut için sevdiğimiz yiyeceklerden vazgeçmek gerekir. Öncelik sağlıklı ve ince bir vücutsa, yemekten vazgeçilmesi normaldir.
Bunalımdayım, bunalımda olmaya katlanamıyorum”, bunlar acı veren duygulardır. Fiziksel engel yoksa bu duygularla baş edilebilir. Bunun için duyguları sorgulamak gerekir.
Bir probleme başlamak çözümün yarısıdır. Sabır ve azim ile ve bahaneleri mantık çerçevesinde sorgulayarak çözüme başlanması gerekir.


Problem karşısında düşünceyi harekete geçirmelisiniz. Eğer tekrar düşünürseniz, bir açmaza girip çözüme hiçbir zaman başlayamazsınız.
Telkinleri sorgulamak ve onlara karşı mücadele vermek için şu üç soru sorulabilir :
a. Mantıklı mı ?
b. Gerçekçi mi ?
c. İşe yarar mı ?
Sorunların kaynağını kavramak çözüm için yeterli değildir. Çözüm için en iyisi denemek ve çalışmaktır. Örneğin otomobil kullanmak için motorlu araç kullanma kılavuzunu okumak yetmez.
2. NE İSTİYORSAM, ELDE ETMELİYİM
Sorunlar:


1a. Diğer insanlara yöneltilen talepler
Ne istiyorsam elde etmeliyim çünkü onu istiyorum. İstediğimi elde edememem korkunç bir şey. Sahip olmam gereken şeyden mahrum kalmaya katlanamıyorum. Beni istediğim şeyden mahrum bıraktığın için Allah'ın belası insanın tekisin ve cehennemde yanmaya layıksın!”


1b. Genel olarak dünyadan ya da yaşama koşullarından beklenen talepler
Ne istiyorsam elde etmeliyim çünkü istiyorum. İstediğimi elde edememem korkunç bir şey. Sahip olamm gekeren şeyden mahrum olmaya katlanamıyorum. Bu duruma izin verdiği için bu dünya Allah'ın belası bir yer!


1c. Hak ettiğimi elde etmeliyim
Çocukken bize, söylenenleri yerine getirir ve uslu durursak, hak ettiğimiz için istediğimiz şeylere sonuöta kavuşabileceğimiz öğretilirdi. Yetişkinler olarak hâlâ pek çoğumuz, iyi davranırsak, başkalarına karşı saygılı olursak, çok çalışırsak ve yapılması gereken işleri yerine getirirsek vesaire, bir gün, hak ettiğimiz için, istediklerimize kavuşarak ödüllendirileceğimze inanıyor. Belki güzel bir düşünce ama ne kadar doğru?


Kişilerin, kendilerini dinleyen birini bulduklarında, aileleri, akrababaları ya da genellikle dünya tarafından nasıl haksız muameleye uğradıklarından sürekli insafsızca şikayet ettiklerini şahsen biliyoruz. “Bana daha iyi davranmaları grekirdi. Onlar için yaptığım bunca şeyden sonra, karşılığında gördüğüm muameleye bak!” genellikle dile getirilen bir şikayet.


Hak ettiğinizi düşündüğünüz şeye maruz kalmamanız gerektiğine inandığnızda, “Rahatlık Tuzağı”na yakalanmışsınız demektir. Zeki ve çok çalışkan biir olduğunuz için, genellikle ve büyük olasılıkla, elde etmeye çalıştığınız şeylerden en azından bazılarına ulaşacağınıza inanmanız normal. Bunun bir garantisi yok ancak hiç bir şeyyapmayıp boş oturmakla karşılaştırıldığında, daha sık başarılı olma şansınız var. Fakat, çok ısrarlı bir şekilde çalıştığınız ve başarma arzusuyla yanıp tutuştuğunuz için, “Evren bana başarı borçlu” diye ortaya çıkamazsınız. Zaten eğer böyle olsaydı, siz hep başarılı olurdunuz.


Çok çalıştığınız, insanlara karşı saygılı davrandığınız ve benzeri davranışlarda bulunduğunuz için, evrenin sizi ödüllendirme yükümlüğüğü olduğuna inandığınızda, biraz rahat etmeniz gerektiği ve hedeflerinize varmak amacıyla çabalamaya devam etmek yerine, çok çalışmanız karşılığında bir şeyi hak etmek için yeterli çaba gösterdiğiniz artık rahat edebileceğiniz ve “hak ettiğiniz” ödülün size gelmesini bekleyeceğiniz düşüncesine kapılmışsınız demektir. Bu takdirde hedeflerineze bir türlü ulaşamadığınzda, hayatta hak ettiğimniiz elde edemeyeceğinizi algıladığnızda, üzülürsünüz.


Yaşamın adil olmadığı konusu üzerinde fazla durmamıza gerek yok. Dünyada mükemmel adalet ya da değerbilirlik diye bir şey yok. Bazı yörelerde, mükemmel olmayan bir adalete sahip olmayı talep etmeniz bile zor olabilir! Bu nedenle, istediğiniz şeyi hak ettiğiniz düşüncesini bir kenara bırakya çalışmanız akıllıca olacak. Bunun iki nedeni var: Birincisi, böyle bir düşünce gerçekçi değil. İkincisi, gereksiz yere duygusal acı ve mutsuzluk yaratır.


İnançlarınızı şu kritlerler aracılığıyla sorgulayın:
a. İnancım gerçekçi mi?
b. İnancımın maddi bir dayanağı var mı?
c. İnancım bir anlam taşıyor mu?
d. İnancım mantıklı mı?
e. İstediğim şeyi hak etmem gerektiğine dair bir kanıt gösterebilir miyim?
f. İnancım hedefime ulaşmayı sağlıyor mu?


1d. “Herşey kesin olmalı!”
Bir işe kalkışmadan, kesinlikle başarılı olmayı talep etmek, ortada kesinlik diye bir şey söz konusu değilse, sizin hedeflerineize ulaşmanızı sağlamaz. Doğrusunu isterseniz, bir karar almadan önce başarılı olacağınızdan emin olmayı talep ettiğiniz sürece, hiç bir zaman bir karara varamazsınız!
Alternatif:
En azından azı zamanlarda, belirli hedeflere ulaşma çabalarımın benim istediğim şekilde sonuçlanmayacağından emin olmayı tercih ederdim ancak bundan emin olmam da gerekmiyor. Eğer hadeflerime varmam için çok çalışmam gerekiyorsa, o zaman işlerin bu şekilde yürütüldüğünü kabul etmem akıllıca olur. En azından bazı zamanlarda çok çalışmamın başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bilmemekten hoşlanmıyorum ama bu belirsizlikle de yaşayabilirim.”


3. BU ŞEKİLDE HİSSETMEYİ KALDIRAMIYORUM
Olaylar karşısında tedirginlik duymak doğaldır ve kaldırılamayacak bir şey değildir. Önemli olan tedirgin olmaktan tedirgin olmamaktır. Örneğin bir partiye giderken acaba o ortama ayak uydurabilecek miyim diye endişe etmek, parti zamanı geldiğinde tedirgin olacağını düşünmek asıl tedirginliktir.
Problemler karşısında öfkelenmemek en güzeli ancak öfkelenmek insan için normal bir davranıştır. Öfkeli olmamalıyım diye kendimizi kısıtlamamalıyız. Kendimiz veya başkalarının zarar görmeyeceği kadar öfkelenebiliriz.
Kötü bir şeyi hissetmek öyle olduğumuz anlamına gelmez mesela bir erkeğe başka erkeklerin çekici gelmesi onun eşcinsel olacağı anlamına gelmez. Erkekleri cazip görse de bağımsız yaşayabilmesi ben eşcinsel miyim sorusunu (korkusunu) aşmasını sağlar.
4. O İŞİ YARIN YAPARIM
Bugünün işini yarına bırakmayınız, bu işleri ağırdan almaktır. Bu konuda kendimizi haklı çıkartmak için bazı nedenler veya gerçekler ileri süreriz bunlardan birkaçı ;
Havamda olayım öyle yapacağım.
Canım şimdi yapmak istemiyor
Yarın yaparım.

Ayrıca kendimize sözde işler çıkarmak suretiyle asıl işi ertelemekle yine işi ağırdan alırız. O anki problem yada işi ertelersek o iş ya da problem gözümüzde büyüyecek hem de yeni şeyler eklenecektir. Bu birikim çalışma azmimizi kıracak ve yapılamaz hale gelecektir. Şu şekilde çözüm olabilir ; "İş bölümlere ayrılarak parça, parça halledilebilir."
Problemle karşılaşıldığında bu çok zor, çözülecek gibi değil gibi yaklaşımlar çözümü imkansız kılar. Bunun yerine zor ama çözülemez değil, ya da işin içine girip işin zorluk derecesini ve nasıl çözülebileceğini araştırmak gerekir.
Bazen işin yapılabilmesi için belirlenen bir zaman vardır. Zamanında işin yapılmaması sürenin bitimine doğru daha ağır bir tempo ile çalışmamıza neden olacaktır. Sonuçta çözüm olsa bile bu çözüm sürenin baskısından değil , aslında artık bu işi bitireyim dediğiniz için olur.
Zayıf yanlarınızı tespit edin ve zor durumda kaldığınızda bu zayıf yanlarınızı hatırlayın. İşi başkasına yaptırmak da problemden kaçmaktır.
Bir işi yaparken öncelikleri belirleyiniz. Unutulmaması gerekli işler için bir dosya hazırlayın ve sırası geldikçe işleri yapın yaptığınızda kendinize ödül verin, yapmadığınızda işler gözünüzde daha da büyüyerek size ceza olacaktır.
a. Alışkanlıklara saplanıp kalmayın. Bu üç türlü olabilir :
- Kariyerinize saplanıp kalmak : İşinizde mutlu değilseniz bir şey üretmiyor ve boşa zaman harcıyorsanız;
- Kişiler arası ilişkilere saplanıp kalmak : Eşiniz iş arkadaşınız vs. ile birlikte olmak sizi mutsuz ediyorsa veya onlarla birlikte olmaya tahammül edemiyorsanız;
- Etkinliklere saplanıp kalma :Boş zamanlarınızda sürekli aynı şekilde davranıyorsanız örneğin yıllardır aynı klübe gidiyorsanız,sürekli aynı insanlarla görüşüyorsanız ,
Alışkanlıklara saplanmışsınız demektir. Sonsuza dek yerinizde oturup iş yapmayabilirsiniz ancak yaşamak ve isteklerimizi yerine getirmek için sonsuz zamanımız yok.
5. BUNA ÇABUCAK BİR ÇÖZÜM BULMALIYIM
Rahatsızlık duygusundan kaçmak veya kontrol altında hissetmek için çabuk çözümlere başvurabiliriz. Problemler karşısında kimisi üç şişe votkayı devirirken kimisi hap alabilir, kimisi alışverişe çıkabilir bu davranışlar kısa vadede çözümdür. Bu yollara başvurmanın iki nedeni vardır.
Problemleri unutmak için bir şeyler yapmak harekete geçmek gerekir. İstediğimiz şey olmayabilir ancak bu da o kadar korkulacak şey değildir.
a. Sıkıntıdan kaçmayı sağlaması,
b. Zevk , büyük sevinç gibi keyifli ve coşkulu duygulara yol açması.
Bu kısa çözümler alışkanlık halini alırsa yaşamımızı olumsuz yönde etkiler.
Kısa vadeli çözümler ise şunlardır ;
- Alışverişkolikler (Genelde kadınlardır)
- Kumar
- Fazla yemek (Gereksinimler)
- Alkol, Sigara, Oyun gibi bağımlılıklar
- Hap kullanmak
Çabuk çözüme neden olan sorununuzu saptayın ve onu kabullenin ardından uzun vadeli bir çözüme yönelin . Yukarıdaki kısa vadeli çözümler için yöneldiğiniz alışkanlıkların sorununuzu ne ölçüde çözebildiğini ve size ne gibi zararlar verdiğini büyük harflerle bir liste haline getirin ve görebileceğiniz bir yere asın .Bu yöntem sizi bu tür alışkanlıklardan kurtarabilir. Kendinizle konuşmaktan korkmayın ve sürekli konuşun hatta kasete bile alabilirsiniz .
6. DEĞİŞMEK İÇİN RAHATLIK TUZAĞINI AŞMAK ŞART
Değişmek için rahatlık tuzağını aşmak şarttır. Değişimi sağlarken rahatsızlık çekmekte kaçınılmazdır. Değişmek demek eski (kötü) alışkanlıkları yıkmak yenilerini geliştirmek amacıyla düşünce, hissetme ve eylem biçimini değiştirmek demektir. Değişim başlangıçta zor olabilir. Ancak zamanla alışkanlık olacak hatta keyif bile alacaksınız. Rahatsız olmaktan hoşlanmamak gibi bir sorunu kabul etmek gerekir. Kolay yolu seçmek kısa vadede daha rahat gibi gelebilir. Ancak uzun vadede yaşanılabilecek güzelliklere sırt çevirmek olacaktır.
Kendimizi değişime hazırlamak için üç aşama vardır :
Birinci aşama : Düşünme ve hissetme biçiminizi değiştiriniz. Kendinizi yenilgiye uğratan davranışlarınızın kökleşmiş bir geçmişi olduğunu geçmişte yaşananlarla arasında anlaşılır bir ilişki bulunduğunu ; geçmişte yaşananların şimdiki sorunlarınızın oluşmasına katkı sağladığını ancak onları yaratmadığını kabul edin.
İkinci aşama ; Geçmişin etkisinden kurtulun .İnsanlar kendilerini genellikle etkin bir biçimde küçükken az , daha sonraki yaşlarda edindikleri akılcı olmayan düşüncelerle doldurduğu için, incinmiş duyguların ve yersiz davranışları bu günkü yaşamını etkilemeye devam ediyor. Bundan kurtulun.
Üçüncü aşama: Artık eyleme geçme , çalışma ve kendinizi bir düzene sokma zamanınızın geldiğini bilin. Kendinize ödevler verin ve şöyle deyin :
Süreklilik işin kilit noktasını oluşturuyor. Değişmek için değişimde süreklilik şart bunu bir kağıda yazın çantanızda veya cüzdanınızda sürekli yanınızda taşıyın. Gün boyunca okuyun ve hatırlayın. Robotlaşacağım diye korkmayın bazen beklenen değişim uzun sürebilir bu durumda sabırlı olun ve hayal kırıklığına uğramayın. Sonunda değişim, rahatınızı ve mutluluğunuzu getirecektir.
Yazar: Dr. Wındy Dryden ve Jack Gordon, Rota Yay., 229 sayfa


21 Mart 2015 Cumartesi

Grubun etkisiyle bireyin zihinsel yeteneği belirgin ölçüde azalırken, duyguya açıklığı aşırı ölçüde artar.

Sigmund Freud
En büyük hatalardan biri, politika ve programları sonuçlarından ziyade niyetlerine göre değerlendirmektir.

Milton Friedman

19 Mart 2015 Perşembe

Soytarı olan ben değilim, deliliğini gizlemek için ciddiyet oyunu oynayan şu aklın mantığın alamayacağı ölçüde sinsi, benliğinden bile habersiz toplum.

Salvador Dali

14 Mart 2015 Cumartesi

Dağılan dikkati bilinçli bir şekilde, üst üste defalarca toparlayabilme kabiliyeti muhakeme, karakter ve iradenin temelidir. Bu kabiliyeti geliştirmeye yarayan eğitim, mükemmel eğitimdir. 

William James

1 Ocak 2015 Perşembe

Better than a thousand days of diligent study is one day with a great teacher.


Japanese Proverb
The basis of shame is not some personal mistake of ours, but that this humiliation is seen by everyone.

Milan Kundera
People will forget what you said, people will forget what you did, but people will never forget how you made them feel.

Maya Angelou
A belief is not merely an idea that the mind possesses. It is an idea that possesses the mind.

Robert Oxton Bolton

30 Aralık 2014 Salı

“I would always rather be happy than dignified.”


Charlotte Brontë , Jane Eyre

29 Aralık 2014 Pazartesi

If you are bored with life, if you don't get up every morning with a burning desire to do things, you don't have enough goals.

Lou Holtz

23 Kasım 2014 Pazar

Personal beauty is a greater recommendation than any letter of reference.

Aristotle

10 Kasım 2014 Pazartesi

Bütün savaşlar iç savaştır çünkü bütün insanlar kardeştir.
Herkes, insan ırkına, doğduğu ülkeye olan borcundan sonsuz daha fazla borçludur. 

Francois Fenelon

9 Kasım 2014 Pazar

Başka insanların anlama yetileriyle bilmeyi ummak, sanırım ancak başka insanların gözleriyle görmeyi ummak kadar akla uygundur... Başka insanların kanılarının beynimizde dolaşması, bu kanılar bir biçimde doğru olsa bile bilgimizi zerre kadar arttırmaz. Onlarda bilim olan şey, bizde salt kanıdan başka bir şey değildir.

Helen Keller, 1960

16 Eylül 2014 Salı

Amerikalılar'ın beşte birinin kendi ülkelerini dünya haritasında neden bulamadığı sorulduğunda, güzellik kraliçesi Miss Teen Güney Carolia -ne de olsa lise diplomalı bir hanım- kameralar önünde cevap veriyor: "Ben kişisel olarak, Birleşik Devletler Amerikalılar'ının bunu yapamadığına çünkü dışarıda, bizim halkımızda bazı insanların haritalarının olmadığına inanıyorum ve ben bizim eğitimimizin, örneğin Güney Afrika ve Irak'ta, her yerde öyle ya da böyle benzer olduğunu düşünüyorum ve inanıyorum ki, onların, yani burada eğitimimiz, ABD'de ABD'ye faydalı olmalı ve Asya'daki ülkelere, ki böylece geleceğimizin gelişmesi mümkün olsun." Konuşmanın videosu dünyanın her yerinden seyredildi.

Tamam ama güzellik kraliçeleriyle işim olmaz diyorsunuz. O halde şu cümleye ne dersiniz? "Kültürel geleneklerin yansımacılığı illa ki özne merkezli mantık ve gelecekçi tarih bilincinden etkilenmemelidir. Özgürlüğün özneler arası kurulmasının farkına vardığımız boyutta, bir kendinde-mülkiyet olarak düşünülen otonominin sahipsel-bireysel görünümü çöker." Tanıdınız mı? Jürgen Habermas, Faktizität und Geltung / Olgular ve Normlar.

Güzellik kraliçesi ve Alman yıldız filozof örneleri aynı fenomenin göstergeleridir: Sırf konuşmuş olmak için konuşma eğilimi. Düşünmeye üşenme, aptallık ya da bilgisizlik kafamızda bulanıklığa sebep olur. Kelime seli bu zihinsel bulanıklığı maskelemek amacındadır. Bazen işe yarar, bazen yaramaz. Güzellik kraliçesinde bulandırma stratejisi başarısız oldu. Jürgen Habermas'ta işe yaradı, ez azından şimdilik. Bulandırma stratejisi sırasında belagat ne kadar güçlüyse, o derece kolay aldanırız. Sırf konuşmuş olmak için konuşmak otorite önyargısı ile birleşince tehlikeli bir karışım olabilir.

Sırf konuşmuş olmak için konuşma eğiliminin tuzağına ne sık düşmüşümdür! Gençliğimde Jacques Derrida'dan büyülenmiştim. Kitaplarını yutarcasına okudum ama üzerinde çok düşünmeme rağmen hiçbir şey anlamadım. Böylece felsefesi gizli bir bilim havasına büründü. Bütün bunlar beni o konuda bir doktora tezi yazmaya itti hatta. Şimdi geriye dönüp baktığımda, işe yaramaz zırvalıktı her ikisi de, Derrida da benim tezim de. Bilgisizliğimin içinde kendimi sözel bir buhar makinesine dönüştürmüştüm.

Zırvalama akademik çevrelerde gördüğümüz üzere yaygın. Bir bilim ne kadar az sonuç üretiyorsa buna o kadar eğilim gösterir. Sırf konuşmuş olmak için konuşma eğilimine özellikle yatkın olanlar yorumlardan ve ekonomi öngörülerinden kolaylıkla görebileceğiniz gibi ekonomi uzmanlarıdır. Aynı şey küçük ölçekte ekonomi için de geçerli. Bir şirket ne kadar kötü gidiyorsa CEO'su o kadar çok konuşur. Buna sıklıkla eylemler üzerinden çok ama boş işler, yani hiperaktivite de eklenir. Övgüye değer bir istisna General Electric'in eski CEO'su Jack Welch'tir. Bir röportajda şöyle sölyemişti: "Basit ve duru olmanın ne kadar zor olduğuna inanamazsınız. İnsanlar budala görünmekten korkuyor. Gerçekte, tam da tersi."

Sonuç: Sırf konuşmuş olmak için konuşma, bilgisizliği maskeler. Bir şey açık net ifade edilmiyorsa konuşan neden bahsettiğini bilmiyordur. Sözel ifade düşüncelerin aynasıdır: Berrak düşünceler; berrak ifadeler. Bulanık düşünceler; sırf konuşmuş olmak için konuşma. İşin kötü tarafı ise çok az konuda gerçekten berrak düşüncelere sahip olmamızdır. Dünya karmaşık, tek bir unsuru bile kavrayabilmek uzun düşünce mesaisi gerektirir. O türden bir aydınlama yaşayana dek Mark Twain'e kulak vermekte fayda var: "Diyecek bir şeyin yoksa bir şey deme." Basitlik uzun ve zahmetli bir yolun sonudur, başlangıcı değil.

Rolf Dobelli
Okurlara, olumlu bir yaklaşımla üzerinde düşünmeleri için, korkarım son derece paradoksal ve yıkıcı görünebilecek bir öğreti sunmak istiyorum. Söz konusu öğreti şudur: Doğru olduğunu varsaymak için hiçbir sebebin bulunmadığı bir önermeye inanmak sakıncalıdır. Elbette itiraf etmeliyim ki, böyle bir görüş yaygınlaşacak olursa, toplumsal yaşamımız ve politik sistemimiz tamamen dönüşecektir: Şu an ikisi de kusursuz olduklarından, bu durum öğretinin aleyhine olmalı. Ayrıca bu görüşün, bu dünyada ve öte dünyada mutluluğu hak etmek için hiçbir şey yapmamış insanların akıldışı umutları üzerinden geçimini sağlayan falcıların, müşterek bahisçilerin, din adamlarının ve diğerlerinin gelirlerinde azalmaya neden olacağının da farkındayım (ki bu daha ciddi bir durum). Bu tehlikeli argümanlara rağmen, ileri sürdüğüm paradoksun savunulabilecek yanları olduğu kanısındayım ve şimdi bunları ortaya koymaya çalışacağım.

İlkin, aşırı bir görüşü savunduğumun düşünülmesine karşı önlem almak isterim... Savunduğum şüphecilik sadece şundan ibaret: (1) Uzmanlar bir görüşte hemfikirlerse, karşıt görüş kesin doğru kabul edilemez; (2) hemfikir değillerse, hiçbir görüş kesin doğru sayılamaz... ve (3) olumlu bir görüşün var olması için yeterli sebepler olmadığını hepsi kabul ediyorsa, sıradan insan yargısını askıya almakla iyi eder.

Bu önermeler ılımlı görünmekle birlikte, kabul edildikleri takdirde insan yaşamını kesinlikle kökten değiştirirler.

İnsanların uğrunda savaşmaya ve zulmetmeye can attığı görüşlerin tamamı, bu şüpheciliğin mahkum ettiği yukarıdaki üç sınıftan birine aittir. 

Bertrand Russell, 1935:11-13

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Piyasa ekonomisi, ekonomik aktörler olarak bireylerin kendi imkan ve becerilerini adil davranış kuralları çerçevesinde kendi amaç ve tercihleri için kullanmasına dayanır. Bu yüzden teşebbüs özgürlüğü, düşünce özgürlüğü kadar önemlidir. Rekabet bir dayanışma yöntemidir. Onsuz teşebbüs özgürlüğü olmaz. Piyasa ekonomisi olmazsa özgürlük korunamaz. Devlet araçları mülkiyeti kontrol ederse, amaçları da kontrol eder.

F. A. Hayek

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Küstah olduğum için değil fakat hayatımda beni üzen veya rahatsız eden şeylerle daha fazla zaman kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için artık belli şeylere karşı sabrımı kaybettim. Hayata ve insanlara şüpheyle bakan sinik (cynical) yaklaşıma, aşırı eleştiri ve talebin her türlüsüne karşı sabrım kalmadı. Beni sevmeyenleri memnun etme, beni sevmeyenleri sevme ve bana gülümsemek istemeyenlere gülümseme arzumu kaybettim. Artık yalan söyleyenler ve manipüle etmeye çalışanlar için bir dakika bile harcamıyorum. Sahtelik, ikiyüzlülük, riyakârlık ve şakşakçılıktan uzak durmaya karar verdim. Seçici bilgelik ve akademik küstahlığı hoşgörmüyorum. Popüler dedikoduya da ayak uydurmuyorum. Çatışma ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum. Karşıtlıklar dünyasına inanıyorum ve bu nedenle rijid ve esnek olmayan kişilerden uzak duruyorum. Dostlukta sadakatsizlik ve ihanetten haz etmiyorum. Kompliman yapmasını ve cesaret verici bir söz etmesini bilmeyenlerle geçinemem. Abartmalar beni sıkıyor ve hayvanları sevmeyenleri kabul etmekte zorlanıyorum. Ve hepsine ilave olarak benim sabrımı hak etmeyenlere karşı sabrım yok.

Meryl Streep

17 Ağustos 2014 Pazar

Korumacılık yanıltıcı bir terimdir. Tarifeler, kotalar ve ticaret sınırlamaları ile korunanlar sadece ekonomik olmayan ve kaynakları israf eden faaliyetlerde bulunanlardır. Serbest ticaret uluslararası barış ve refah ile uyumlu olan tek felsefedir. 

Walter Block

31 Temmuz 2014 Perşembe

Bazen, arzu edilir amaçlara yönelik kullanımını da önleyecek şekilde iktidarı sınırlandırmaya hazırlıklı olmadığımız sürece, onun kötüye kullanılmasını asla engelleyemeyiz.

F. A. Hayek

2 Temmuz 2014 Çarşamba

"İnsanın aklı üzerindeki her tür zorbalığa karşı Tanrı'nın huzurunda daimi düşmanlık yemini ettim." 

Thomas Jefferson
"Sadece, kendisinin iyiliğine olacağını düşündüğünüz için bir insanı istemediği bir şeyi ödemeye zorlamaktan daha kötü bir tiranlık yoktur." 

Robert Heinlein
"Hiç kimseye hesap vermeyen bir grup insana hiç kimse tarafından da güvenilmemelidir." 

Thomas Paine
"Özel mülkiyet özgürlüğün ilk kaynağıydı ve halen de ana desteğidir." 

Walter Lippmann
"Gereksiz yasalar gerekli yasaları zayıflatır." 


Charles de Montesquieu

1 Temmuz 2014 Salı

Devlet, herkesin kendisi aracılığıyla başkasının cebinden yaşamaya çalıştığı büyük kurgudur. 

Frederic Bastiat
İktisadın ilk dersi kıtlıktır: Hiç bir şey onu isteyen herkesi tatmin edecek kadar elimizde yoktur. Siyasetin ilk dersi ise iktisadın ilk dersini dikkate almamaktır.

Thomas Sowell

26 Haziran 2014 Perşembe

Değişim rüzgarları estiğinde akıllılar değirmen, akılsızlar duvar inşa eder.
Çin atasözü

8 Haziran 2014 Pazar

Her şeyden önce zekâ ancak özgürlük varsa ortaya çıkabilir: düşünme, hissetme, gözlemleme, sorgulama özgürlüğü. Ne var ki eğer ben size bir şeyi dayatırsam sizi de kendim gibi aptallaştırırım; genelde okullarda olan biten de budur. Öğretmen kendisinin bildiğini, sizin bilmediğinizi düşünür. Peki, öğretmen ne biliyor? Matematik veya coğrafyadan birazcık fazlasını. O hiçbir hayati sorunu çözmüş değil, hayatin son derece önemli meselelerini sorgulamış değil. O sadece Jüpiter veya başçavuş gibi esip gürler. Öyleyse böyle bir okulda, size söylenenleri yapmanız için disiplin altına sokulmanız yerine, anlamak, zeki ve özgür olmak konusunda yardım almanız gerekiyor, çünkü ancak o zaman hayatın zorluklarını korkusuzca göğüsleyebilirsiniz.

Hakikat üzerine, Jiddu Krishnamurti

7 Haziran 2014 Cumartesi

Başkalarını aynı haklarından mahrum etmeye kalkışmadıkça veya onu elde etme çabalarını bastırmadıkça, adını hak eden tek özgürlük kendi iyi anlayışımızı kendi tarzımızda takip etme özgürlüğüdür. İster bedensel, ister zihinsel isterse de ruhsal olsun, herkes kendi sağlığının en iyi koruyucusudur. Her bir bireyi toplumun geri kalanına iyi göründüğü biçimde yaşamaya zorlamaktansa herkesin kendi bildiği gibi yaşamasına katlandığımızda insanlık daha kazançlı çıkacaktır.

John Stuart Mill
İnsanın hemen her zaman kendi hemcinslerinin yardımına ihtiyacı vardır ve bu yardımı sadece onların cömertliğine bağlı olarak beklerse, eli boş kalır. Kendine yarar sağlayacak bir biçimde onların bencilliğine seslenirse ve kendisinin onlardan istediğini yerine getirmenin onların da çıkarına olduğunu gösterebilirse, başarılı olma şansı yüksek olacaktır. Bir başkası ile alış-veriş yapmak isteyen her kimse böyle davranmak durumundadır. Tüm bu önerilerin anlamı, benim istediğimi bana ver, buna karşılık sen de bendeki istediğine kavuş, biçimindedir; ihtiyaç duyduğumuz yardımların büyük bir kısmına böylece kavuşmuş oluruz. Yemeğimizi kasabın, biracının ya da fırıncının yardımseverliğinden dolayı değil, onların kendi çıkarlarını gözetmeleri nedeniyle elde ederiz. Onların insancıllıklarına değil, bencilliklerine sesleniriz ve hiçbir zaman kendi ihtiyaçlarımızdan değil, onların kazançlarından söz ederiz. Her birey sürekli olarak sahip olduğu sermayeyi en yararlı biçimde kullanmanın yollarını arar. Göz önüne aldığı bu yarar, toplumun değil onun kendi yararıdır. Ancak bireyin kendi yararını gözetmesi, zorunlu olarak toplum için en iyi kullanımı tercih etmesine yol açar. Kendi çıkarını amaçlayan bireyi görünmez bir el, hiç amaçlamadığı bir sonuca yönlendirir. Birey kendi çıkarı peşinde olmak suretiyle, hiç amaçlamadığı halde toplumun çıkarını da, gerçekten toplumun çıkarı peşinde olsaydı arttıracağından daha fazla, arttırır.

Adam Smith

17 Mayıs 2014 Cumartesi

As the biggest library if it is in disorder is not as useful as a small but well-arranged one, so you may accumulate a vast amount of knowledge but it will be of far less value than a much smaller amount if you have not thought it over for yourself.

Arthur Schopenhauer

4 Mayıs 2014 Pazar

Gecelerin tuhaf bir büyüsü vardır; kişi tanrısal bir yalnızlığın temel objesi gibidir. Nöbetçiler, geceleri birer öznedirler; bütün dünya düşlere kapısını sonuna kadar açar böyle zamanlarda. Nöbetçilik, mutlak bir belirlenimdir. Azınlığın varoluş şeklidir. Herkes uyur; her şey durur. İnsanlar uyurken ne kadar da masumdurlar. Nöbetçiler bu masumiyetin koruyucusudurlar belki de; uyanınca canavara dönüşecek insanın uyanmaması için sessizce gecenin derinliklerinde çıt çıkarmadan haberleşirler: "hey orda mısın; sessiz ol...".

Franz Kafka
Bahçıvan, bir gül için bin dikene su verir.

Fuzuli

19 Nisan 2014 Cumartesi

Hayatta en acıklı şey, bir insanın problemin kendinden kaynaklandığını görememesidir.

Carl Gustav Jung

14 Nisan 2014 Pazartesi

Ben her zaman yaşlılar gibi olgun düşünen gençlere, gençler gibi neşeli olan yaşlılara hayranımdır. Zaten neşeli olanlar hiçbir zaman yaşlanmazlar.

Cicero

11 Nisan 2014 Cuma

I was walking home one evening and came upon a clearly depressed man standing at the edge of a bridge, looking like he was about to jump. 
I called out to him to wait, and ran over to see what was the matter. 
"It's this country," he lamented. 
"It's falling into ruin and there's nothing I can do about it. 
The election was the last straw. I don't want to live on this planet anymore."

Well cheer up," I said. "We're all in this together. 
Say, are you a conservative, or a libertarian?"
"A libertarian," he said. "That's great!" I said. 
"See, you're not alone. Are you a free-market libertarian or a libertarian socialist?"
"Free-market libertarian," he said. "Me too!" I said. 
"Paleo-libertarian or neo-libertarian?" "Paleo-libertarian," he said. "Hey, so am I!" I said.
"Chicago or Austrian school of economics?" "Austrian," he said. "Me too," I said. 
"Hayek or Rothbardian strand?" "Rothbardian," he said. "Same here," I said.
"Are you a consequentialist or deontological libertarian?" "Consequentialist," he said.
So I said, "Die, statist scum!" and pushed him off the bridge.

10 Nisan 2014 Perşembe

Bilir misiniz, üniversiteyi bitirdiğimiz zaman, hepimiz nasıl saçlı sakallı kocaman bebeklerdik. Bilemezsiniz. Anlatınca olmaz. Yaşamak diye bir problem yoktu bizim için. Böyle bir problem çözmedi asistanlar tatbikatlarda. Sonunda hepimizi kurtlar kaptı tabii. İnsan taklidi yaptığımız için, kurtlar bizi adam sandı.

Oğuz Atay

4 Mart 2014 Salı

Büyük bir boşlukta seferdeyiz, belirsizliğin içinde dolaşıyoruz, bir uçtan bir uca sürükleniyoruz. Kendimizi bir yere iliştirip sabitlemek istediğimizde sallanıp uzaklaşıyor, peşine düştüğümüzde de tutamıyoruz, önümüzden kayarak geçiyor ve sonsuzda kayboluyor. Hiçbir şey kalmıyor bize. Doğanın gereği bu; ama bizim istediğimiz değil; sağlam bir zemin ve üzerine sonsuza uzanacak bir kule dikeceğimiz, tam anlamıyla güvenilir bir temel bulmak için yanıp tutuşuyoruz. Ama bütün zemin çatlıyor ve toprakta bir uçurum açılıyor.

Pascal

27 Şubat 2014 Perşembe

Merhaba. Ben Audi firmasının sahibiyim.
Yüz milyonlarca dolar para harcadım, fabrikalar kurdum. Binlerce elemanım var, istihdam sağlıyorum. AR-GE çalışmalarım için milyonlarca dolar kaynak ayırıyorum. Araba üretiyorum.

Ben geçtiğimiz gün bir A8 ürettim.
Parçasını ürettim, üretmediklerimi ithal ettim, ürettirdim. Test ettim, çizimlerini yaptırdım. Bunu Türkiye'deki bayime gönderdim, nakliye ücretini ben karşıladım. Bayim de kar etti, işçi maaşlarını ödedi, faturalarını ödedi.

Ben bu arabayı 220 bin liraya verdim bayime.
30.000 lira civarında kar ettim bu arbadan, bunca yatırıma, riske, verdiğim emeğe karşılık. Bu kazandığım paradan da reklam yapacağım, yatırım yapacağım.

---------

Merhaba. Ben Türkiye devletiyim.
Geçen gün adamın biri A8 göndermiş ülkeme.
220 bin liraya satacaklardı, hadi oradan dedim.

Bu arabanın üretilmesinde zerre kadar katkım yok, ülkeye gelişinde emeğim yok, bayi karına falan da karışmıyorum. Sadece bu arabayı alacak olan benim vatandaşım diye 420 bin lira vergi aldım bu arabadan. 420 bin lira kar ettim.

Nihayetinde bu araba 640 bin liraya trafiğe çıktı.
Artık bu arbadan her yıl MTV alacağım, dünyanın en pahalı yakıtını ona satacağım, geçtiği köprülerden - otoyollardan da para alacağım.

---------

Evet, Audi 30.000 lira,
Devlet 420.000 lira kazandı.

Demek ki Audi ticareti bilmiyor (alıntı)

26 Şubat 2014 Çarşamba

Üç tutku, basit fakat ezici derecede kuvvetle hayatımı ellerinde tutmuştur; sevgiye olan özlemim, bilgiyi araştırma merakım ve insanlığın çektiği acı için duyduğum tanımlanmayacak kadar büyük bir merhamet.

Bertrand Russell

25 Şubat 2014 Salı

Without feelings of respect, what is there to distinguish men from beasts?

Confucius

13 Şubat 2014 Perşembe

Piyasa ekonomisinde bireylerin işgal edeceği yer bilgi, beceri ve şans karışımı bir süreçle belirlenir. Hiçbir insani otorite özgürlüğü öldürmeden bunu değiştiremez. Piyasanın akışı içerisinde insanların kazançları ve varlıkları arasında farklılıklar bulunması ortada bir adaletsizlik olduğunu göstermez. Ancak, toplumlar bazı talihsizliklere ve sefaletlere kayıtsız kalamaz. Piyasa ekonomisinin zenginlik yaratmayı sürdürdüğü bir ülkede devletin herkese bir asgari gelir garantisi sağlaması düşünülebilir.


Friedrich August von  Hayek

12 Şubat 2014 Çarşamba

Kendinizi başkasına anlatmayın..
Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur.
Sevmeyen de inanmayacaktır zaten…
Onun hayatında bir seçeneksen,
Onun senin bir önceliğin olmasına izin verme.
İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür…
Uyandığında iki seçeneğin var…
Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak…
Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız…
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz…
Garip ama gerçek…
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil…
Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme…
Zaman nehir gibidir…
Aynı suda iki kez yıkanılmaz…
An’ı yaşa, geçen su bir daha gelmez…
Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın…
Hep zamanının olmadığnı söylersen, hiç zamanın olamaz…
Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez…

Herakleitos, Fragmanlar

30 Ocak 2014 Perşembe

Everything confirms this fact: the subjective element in life is incomparably more important for our happiness & pleasure than the objective.

Arthur Schopenhauer

29 Ocak 2014 Çarşamba

Varoluş seni seviyor, yoksa sen burada olmazdın. Kendi varlığında rahat ol, bütünlük seni seviyor. İşte bu yüzden o senin içinde nefes almaya, senin içinde nabız gibi atmaya devam eder. Varoluşun sana karşı duyduğu bu muazzam saygı, sevgi ve güveni bir kere içinde hissetmeye başladığında kendi varlığına kök salmaya başlarsın.

Osho

22 Ocak 2014 Çarşamba

Dünyada üç türlü fizikçi vardır. Bunlar; makine yapımcıları, deneysel fizikçiler ve teorik fizikçilerdir. Bu üç türü kıyaslarsak, makina yapımcılarının en önemli olduğu sonucuna varırız, çünkü onlar olmasaydı bu küçük ölçekli alana giremezdik. Eğer bunu Amerika'nın keşfi ile kıyaslarsak, o zaman, makina yapımcılarının o zamanlar gerekli teknikleri gerçekte geliştirmiş olan kaptanlar ve gemi yapımcılarına karşılık geldiğini söylerdim. Deneyciler dünyanın diğer tarafina yelken açmış ve daha sonra yeni adalara atlayıp hemen neler gördüklerini kaydetmiş olan gemideki adamlardı. Teorik fizikçiler ise, Madrid'de geride kalıp Kolomb'a Hindistan'a gitmekte olduğunu söyleyen adamlardı.

Victor Weisskopf

15 Ocak 2014 Çarşamba

Gazetecileri neden ciddiye almamalısınız?

1918 yılında Fizik dalında Nobel Ödülü alan Max Planck, Almanya'yı dolaşarak bir nevi turneye çıktı. Nereye Davet edilse kuantum fiziği hakkında aynı konuşmayı yapıyordu. Zamanla şoförü konuşmayı artık ezberlemişti. "Profesör Planck, hep aynı konuşmayı yapmaktan sıkılmış olmalısınız. Münih'teki konuşmanızda sizin yerinize bu görevi üstlenmeyi teklif ediyorum. Siz de benim şoför şapkamı takıp en ön sırada oturursunuz. İkimiz için de bir değişiklik olur." Bu fikri çok eğlenceli bulan Planck kabul etti. Böylece şoför, seçkin bir izleyici topluluğunun önünde, kuantum fiziği hakkındaki o uzun konuşmayı yaptı. Ardından bir fizik profesörü soru yöneltti. Şoför şöyle yanıtladı: "Münih gibi ilerici bir şehirde böylesine basit bir soruyla karşılaşacağımı hiç düşünmezdim. Bu soruyu cevaplamasını şoförümden rica ediyorum."

Planck'ın bu hikayesini dünyanın en başarılı yatırımcılarından biri olan Charlie Munger'den aldım. Munger'e göre, iki tür bilgi vardır. Birincisi gerçek bilgidir. Bu, bilgilerini zaman ve zihinsel çaba harcayarak edinen insanlarda bulunur. Diğeri ise şoför bilgisidir. Munger'in hikayesindeki anlamındaki şoförler, biliyormuş gibi yapan insanlardır. Bir gösteriyi sergilemeyi öğrenmişlerdir. Belki sesleri harika ya da dış görünüşleri inandırıcıdır; ama aktardıkları bilgilerin içi boştur. İkna edici şekilde boş laflar savururlar.

Ne yazık ki, gerçek bilgiyi şoför bilgisinden ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Gazeteciler örneğin. Gerçekten sağlam bilgi edinmiş bazı gazeteciler var. Onlar genellikle eski nesilden; yılların birikimiyle, sınırları belli bir konu alanlarında uzmanlaşmış gazeteciler. Meselelerin karmaşıklığını kavrayabilmek ve gösterebilmek için ciddi çaba harcayan insanlar. Çeşitli olayları ve istisnaları açıklığa kavuşturan, genellikle uzun olmaya meyilli yazılar kaleme alırlar.

Gazetecilerin çoğunluğu ne yazık ki şoför kategorisine giriyor. Kısacık zaman zarfında herhangi bir konu hakkında şapkadan tavşan çıkaran sihirbazlar gibi, yazılar yazıveriyor veya daha da iyisi, internetten buluveriyorlar. Metinleri tek taraflı, kısa ve -şoför bilgisinin telafisi olarak- alaycı.

Bir işletme ne kadar büyükse CEO'sundan o kadar şov yeteneği -diğer tabirle iletişimsel yeterlilik- beklenir. Sessiz, sakin, dik kafalı ama ciddi bir çalışan, en azından en üst kademede mümkün değildir. Yatırımcılar ve ekonomi habercileri, belli ki bir şovmenin daha iyi sonuçlar sağladığına inanıyor -ki elbette kazın ayağı böyle değil.

Charlie Munger'in ortağı Warren Buffett harikulade bir tabir kullanıyor: "Circle of Competence". Türkçesiyle, "Yeterlilik Çemberi". Bu çemberin içinde kalan şeyleri insan profesyonel anlamda anlar. dışındakileri ise hiç anlamaz ya da sadece kısmen anlar. Buffett'in hayatındaki ilke şudur: "Yeterlilik çemberinizi bilin ve içinde kalın. Bu çemberin ne kadar büyük olduğu öyle çok önemli değildir; ama çemberin çizgilerinin tam olarak nereden geçtiğini bilmek müthiş önemlidir." Charlie Munger üzerine ekleme yapar: "Yeteneklerinizin neler olduğunu keşfetmelisiniz. Şansınızı yeterlilik çemberinizin dışında denediğinizde berbat bir kariyeriniz olacaktır. Bunun neredeyse garantisini verebilirim size."

Sonuç: Şoför bilgisine güvenmeyin. Şirket sözcülerini, şovmenleri, gazetecileri, gevezelik edenleri, boş söz üretenleri, beylik lafların işportacıların gerçekten bilgi sahibi olanlarla karıştırmayın. Onların nasıl mı ayırt edersiniz? İşaret çok açıktır aslında. Gerçekten bilgi sahibi olanlar ne bildiklerinin -ve ne bilmediklerinin- farkındadırlar. Bu çapta biri kendi yeterlilik çemberinin dışındaysa, ya hiçbir şey söylemez ya da "Bunu bilmiyorum" der. Bu cümleyi utanmadan, hatta belirli bir gururla telaffuz eder. Şoförlerden çok laf duysanız da bu cümleyi asla duymazsınız.

Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı

10 Ocak 2014 Cuma

Hiç kimse egosunu tamamıyla yenmiş olduğuna çok güvenmesin, çünkü o uzun süre derinlerde gizlenir de, bir elverişli durum bulur bulmaz gene ortaya çıkıverir. Tıpkı Aisopos'un masalında genç bir kıza dönüşen kedinin, masanın başında hanım hanımcık otururken yanıbaşından bir fare geçince herşeyi unutup atılıvermesi gibi.

Francis Bacon

17 Aralık 2013 Salı

Dış varlığımız, tadını ve rengini iç varlığımızdan alır; nasıl ki giysilerimiz bizi kendi sıcaklıklarıyla değil, bizim sıcaklığımızla ısıtırlarsa...

Montaigne, Denemeler

13 Aralık 2013 Cuma

İnsanların içine düşebileceği tüm hatalar yanlış bir tümevarımdan değil, yeterince anlaşılmamış bazı deneyimlerden ya da gelişigüzel ve hiçbir sağlam temele dayanmayan yargılamalardan kaynaklanır.

Renè Descartes

9 Aralık 2013 Pazartesi

Erdem; biri eksiklik, diğeri aşırılık olan iki uç noktanın ortasıdır.

Aristo