Büyük bir boşlukta seferdeyiz, belirsizliğin içinde dolaşıyoruz, bir
uçtan bir uca sürükleniyoruz. Kendimizi bir yere iliştirip sabitlemek
istediğimizde sallanıp uzaklaşıyor, peşine düştüğümüzde de tutamıyoruz,
önümüzden kayarak geçiyor ve sonsuzda kayboluyor. Hiçbir şey kalmıyor
bize. Doğanın gereği bu; ama bizim istediğimiz değil; sağlam bir zemin
ve üzerine sonsuza uzanacak bir kule dikeceğimiz, tam anlamıyla
güvenilir bir temel bulmak için yanıp tutuşuyoruz. Ama bütün zemin
çatlıyor ve toprakta bir uçurum açılıyor.
Pascal
Altı çizili yerler; ana fikirler, önemli tespitler, yararlı bilgiler, edebi parçalar ...
4 Mart 2014 Salı
27 Şubat 2014 Perşembe
Merhaba. Ben Audi firmasının sahibiyim.
Yüz milyonlarca dolar para harcadım, fabrikalar kurdum. Binlerce elemanım var, istihdam sağlıyorum. AR-GE çalışmalarım için milyonlarca dolar kaynak ayırıyorum. Araba üretiyorum.
Ben geçtiğimiz gün bir A8 ürettim.
Parçasını ürettim, üretmediklerimi ithal ettim, ürettirdim. Test ettim, çizimlerini yaptırdım. Bunu Türkiye'deki bayime gönderdim, nakliye ücretini ben karşıladım. Bayim de kar etti, işçi maaşlarını ödedi, faturalarını ödedi.
Ben bu arabayı 220 bin liraya verdim bayime.
30.000 lira civarında kar ettim bu arbadan, bunca yatırıma, riske, verdiğim emeğe karşılık. Bu kazandığım paradan da reklam yapacağım, yatırım yapacağım.
---------
Merhaba. Ben Türkiye devletiyim.
Geçen gün adamın biri A8 göndermiş ülkeme.
220 bin liraya satacaklardı, hadi oradan dedim.
Bu arabanın üretilmesinde zerre kadar katkım yok, ülkeye gelişinde emeğim yok, bayi karına falan da karışmıyorum. Sadece bu arabayı alacak olan benim vatandaşım diye 420 bin lira vergi aldım bu arabadan. 420 bin lira kar ettim.
Nihayetinde bu araba 640 bin liraya trafiğe çıktı.
Artık bu arbadan her yıl MTV alacağım, dünyanın en pahalı yakıtını ona satacağım, geçtiği köprülerden - otoyollardan da para alacağım.
---------
Evet, Audi 30.000 lira,
Devlet 420.000 lira kazandı.
Demek ki Audi ticareti bilmiyor (alıntı)
Yüz milyonlarca dolar para harcadım, fabrikalar kurdum. Binlerce elemanım var, istihdam sağlıyorum. AR-GE çalışmalarım için milyonlarca dolar kaynak ayırıyorum. Araba üretiyorum.
Ben geçtiğimiz gün bir A8 ürettim.
Parçasını ürettim, üretmediklerimi ithal ettim, ürettirdim. Test ettim, çizimlerini yaptırdım. Bunu Türkiye'deki bayime gönderdim, nakliye ücretini ben karşıladım. Bayim de kar etti, işçi maaşlarını ödedi, faturalarını ödedi.
Ben bu arabayı 220 bin liraya verdim bayime.
30.000 lira civarında kar ettim bu arbadan, bunca yatırıma, riske, verdiğim emeğe karşılık. Bu kazandığım paradan da reklam yapacağım, yatırım yapacağım.
---------
Merhaba. Ben Türkiye devletiyim.
Geçen gün adamın biri A8 göndermiş ülkeme.
220 bin liraya satacaklardı, hadi oradan dedim.
Bu arabanın üretilmesinde zerre kadar katkım yok, ülkeye gelişinde emeğim yok, bayi karına falan da karışmıyorum. Sadece bu arabayı alacak olan benim vatandaşım diye 420 bin lira vergi aldım bu arabadan. 420 bin lira kar ettim.
Nihayetinde bu araba 640 bin liraya trafiğe çıktı.
Artık bu arbadan her yıl MTV alacağım, dünyanın en pahalı yakıtını ona satacağım, geçtiği köprülerden - otoyollardan da para alacağım.
---------
Evet, Audi 30.000 lira,
Devlet 420.000 lira kazandı.
Demek ki Audi ticareti bilmiyor (alıntı)
26 Şubat 2014 Çarşamba
Üç tutku, basit fakat ezici derecede kuvvetle hayatımı ellerinde tutmuştur; sevgiye olan özlemim, bilgiyi araştırma merakım ve insanlığın çektiği acı için duyduğum tanımlanmayacak kadar büyük bir merhamet.
Bertrand Russell
Bertrand Russell
Etiketler:
Bertrand Russell,
zz Bilgi,
zz Sevgi ve Aşk,
zz Yaşam
25 Şubat 2014 Salı
13 Şubat 2014 Perşembe
Piyasa ekonomisinde bireylerin işgal edeceği yer bilgi, beceri ve şans karışımı bir süreçle belirlenir. Hiçbir insani otorite özgürlüğü öldürmeden bunu değiştiremez. Piyasanın akışı içerisinde insanların kazançları ve varlıkları arasında farklılıklar bulunması ortada bir adaletsizlik olduğunu göstermez. Ancak, toplumlar bazı talihsizliklere ve sefaletlere kayıtsız kalamaz. Piyasa ekonomisinin zenginlik yaratmayı sürdürdüğü bir ülkede devletin herkese bir asgari gelir garantisi sağlaması düşünülebilir.
Friedrich August von Hayek
Friedrich August von Hayek
12 Şubat 2014 Çarşamba
Kendinizi başkasına anlatmayın..
Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur.
Sevmeyen de inanmayacaktır zaten…
Onun hayatında bir seçeneksen,
Onun senin bir önceliğin olmasına izin verme.
İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür…
Uyandığında iki seçeneğin var…
Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak…
Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız…
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz…
Garip ama gerçek…
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil…
Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme…
Zaman nehir gibidir…
Aynı suda iki kez yıkanılmaz…
An’ı yaşa, geçen su bir daha gelmez…
Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın…
Hep zamanının olmadığnı söylersen, hiç zamanın olamaz…
Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez…
Herakleitos, Fragmanlar
Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur.
Sevmeyen de inanmayacaktır zaten…
Onun hayatında bir seçeneksen,
Onun senin bir önceliğin olmasına izin verme.
İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür…
Uyandığında iki seçeneğin var…
Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak…
Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız…
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz…
Garip ama gerçek…
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil…
Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme…
Zaman nehir gibidir…
Aynı suda iki kez yıkanılmaz…
An’ı yaşa, geçen su bir daha gelmez…
Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın…
Hep zamanının olmadığnı söylersen, hiç zamanın olamaz…
Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez…
Herakleitos, Fragmanlar
30 Ocak 2014 Perşembe
29 Ocak 2014 Çarşamba
Varoluş seni seviyor, yoksa sen burada olmazdın. Kendi varlığında rahat ol, bütünlük seni seviyor. İşte bu yüzden o senin içinde nefes almaya, senin içinde nabız gibi atmaya devam eder. Varoluşun sana karşı duyduğu bu muazzam saygı, sevgi ve güveni bir kere içinde hissetmeye başladığında kendi varlığına kök salmaya başlarsın.
Osho
Osho
22 Ocak 2014 Çarşamba
Dünyada üç türlü fizikçi vardır. Bunlar; makine yapımcıları, deneysel fizikçiler ve teorik fizikçilerdir. Bu üç türü kıyaslarsak, makina yapımcılarının en önemli olduğu sonucuna varırız, çünkü onlar olmasaydı bu küçük ölçekli alana giremezdik. Eğer bunu Amerika'nın keşfi ile kıyaslarsak, o zaman, makina yapımcılarının o zamanlar gerekli teknikleri gerçekte geliştirmiş olan kaptanlar ve gemi yapımcılarına karşılık geldiğini söylerdim. Deneyciler dünyanın diğer tarafina yelken açmış ve daha sonra yeni adalara atlayıp hemen neler gördüklerini kaydetmiş olan gemideki adamlardı. Teorik fizikçiler ise, Madrid'de geride kalıp Kolomb'a Hindistan'a gitmekte olduğunu söyleyen adamlardı.
Victor Weisskopf
Victor Weisskopf
Etiketler:
Victor Weisskopf,
zz Bilim,
zz Deney,
zz Fizik,
zz Teori
15 Ocak 2014 Çarşamba
Gazetecileri neden ciddiye almamalısınız?
1918 yılında Fizik dalında Nobel Ödülü alan Max Planck, Almanya'yı dolaşarak bir nevi turneye çıktı. Nereye Davet edilse kuantum fiziği hakkında aynı konuşmayı yapıyordu. Zamanla şoförü konuşmayı artık ezberlemişti. "Profesör Planck, hep aynı konuşmayı yapmaktan sıkılmış olmalısınız. Münih'teki konuşmanızda sizin yerinize bu görevi üstlenmeyi teklif ediyorum. Siz de benim şoför şapkamı takıp en ön sırada oturursunuz. İkimiz için de bir değişiklik olur." Bu fikri çok eğlenceli bulan Planck kabul etti. Böylece şoför, seçkin bir izleyici topluluğunun önünde, kuantum fiziği hakkındaki o uzun konuşmayı yaptı. Ardından bir fizik profesörü soru yöneltti. Şoför şöyle yanıtladı: "Münih gibi ilerici bir şehirde böylesine basit bir soruyla karşılaşacağımı hiç düşünmezdim. Bu soruyu cevaplamasını şoförümden rica ediyorum."
Planck'ın bu hikayesini dünyanın en başarılı yatırımcılarından biri olan Charlie Munger'den aldım. Munger'e göre, iki tür bilgi vardır. Birincisi gerçek bilgidir. Bu, bilgilerini zaman ve zihinsel çaba harcayarak edinen insanlarda bulunur. Diğeri ise şoför bilgisidir. Munger'in hikayesindeki anlamındaki şoförler, biliyormuş gibi yapan insanlardır. Bir gösteriyi sergilemeyi öğrenmişlerdir. Belki sesleri harika ya da dış görünüşleri inandırıcıdır; ama aktardıkları bilgilerin içi boştur. İkna edici şekilde boş laflar savururlar.
Ne yazık ki, gerçek bilgiyi şoför bilgisinden ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Gazeteciler örneğin. Gerçekten sağlam bilgi edinmiş bazı gazeteciler var. Onlar genellikle eski nesilden; yılların birikimiyle, sınırları belli bir konu alanlarında uzmanlaşmış gazeteciler. Meselelerin karmaşıklığını kavrayabilmek ve gösterebilmek için ciddi çaba harcayan insanlar. Çeşitli olayları ve istisnaları açıklığa kavuşturan, genellikle uzun olmaya meyilli yazılar kaleme alırlar.
Gazetecilerin çoğunluğu ne yazık ki şoför kategorisine giriyor. Kısacık zaman zarfında herhangi bir konu hakkında şapkadan tavşan çıkaran sihirbazlar gibi, yazılar yazıveriyor veya daha da iyisi, internetten buluveriyorlar. Metinleri tek taraflı, kısa ve -şoför bilgisinin telafisi olarak- alaycı.
Bir işletme ne kadar büyükse CEO'sundan o kadar şov yeteneği -diğer tabirle iletişimsel yeterlilik- beklenir. Sessiz, sakin, dik kafalı ama ciddi bir çalışan, en azından en üst kademede mümkün değildir. Yatırımcılar ve ekonomi habercileri, belli ki bir şovmenin daha iyi sonuçlar sağladığına inanıyor -ki elbette kazın ayağı böyle değil.
Charlie Munger'in ortağı Warren Buffett harikulade bir tabir kullanıyor: "Circle of Competence". Türkçesiyle, "Yeterlilik Çemberi". Bu çemberin içinde kalan şeyleri insan profesyonel anlamda anlar. dışındakileri ise hiç anlamaz ya da sadece kısmen anlar. Buffett'in hayatındaki ilke şudur: "Yeterlilik çemberinizi bilin ve içinde kalın. Bu çemberin ne kadar büyük olduğu öyle çok önemli değildir; ama çemberin çizgilerinin tam olarak nereden geçtiğini bilmek müthiş önemlidir." Charlie Munger üzerine ekleme yapar: "Yeteneklerinizin neler olduğunu keşfetmelisiniz. Şansınızı yeterlilik çemberinizin dışında denediğinizde berbat bir kariyeriniz olacaktır. Bunun neredeyse garantisini verebilirim size."
Sonuç: Şoför bilgisine güvenmeyin. Şirket sözcülerini, şovmenleri, gazetecileri, gevezelik edenleri, boş söz üretenleri, beylik lafların işportacıların gerçekten bilgi sahibi olanlarla karıştırmayın. Onların nasıl mı ayırt edersiniz? İşaret çok açıktır aslında. Gerçekten bilgi sahibi olanlar ne bildiklerinin -ve ne bilmediklerinin- farkındadırlar. Bu çapta biri kendi yeterlilik çemberinin dışındaysa, ya hiçbir şey söylemez ya da "Bunu bilmiyorum" der. Bu cümleyi utanmadan, hatta belirli bir gururla telaffuz eder. Şoförlerden çok laf duysanız da bu cümleyi asla duymazsınız.
Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı
Planck'ın bu hikayesini dünyanın en başarılı yatırımcılarından biri olan Charlie Munger'den aldım. Munger'e göre, iki tür bilgi vardır. Birincisi gerçek bilgidir. Bu, bilgilerini zaman ve zihinsel çaba harcayarak edinen insanlarda bulunur. Diğeri ise şoför bilgisidir. Munger'in hikayesindeki anlamındaki şoförler, biliyormuş gibi yapan insanlardır. Bir gösteriyi sergilemeyi öğrenmişlerdir. Belki sesleri harika ya da dış görünüşleri inandırıcıdır; ama aktardıkları bilgilerin içi boştur. İkna edici şekilde boş laflar savururlar.
Ne yazık ki, gerçek bilgiyi şoför bilgisinden ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Gazeteciler örneğin. Gerçekten sağlam bilgi edinmiş bazı gazeteciler var. Onlar genellikle eski nesilden; yılların birikimiyle, sınırları belli bir konu alanlarında uzmanlaşmış gazeteciler. Meselelerin karmaşıklığını kavrayabilmek ve gösterebilmek için ciddi çaba harcayan insanlar. Çeşitli olayları ve istisnaları açıklığa kavuşturan, genellikle uzun olmaya meyilli yazılar kaleme alırlar.
Gazetecilerin çoğunluğu ne yazık ki şoför kategorisine giriyor. Kısacık zaman zarfında herhangi bir konu hakkında şapkadan tavşan çıkaran sihirbazlar gibi, yazılar yazıveriyor veya daha da iyisi, internetten buluveriyorlar. Metinleri tek taraflı, kısa ve -şoför bilgisinin telafisi olarak- alaycı.
Bir işletme ne kadar büyükse CEO'sundan o kadar şov yeteneği -diğer tabirle iletişimsel yeterlilik- beklenir. Sessiz, sakin, dik kafalı ama ciddi bir çalışan, en azından en üst kademede mümkün değildir. Yatırımcılar ve ekonomi habercileri, belli ki bir şovmenin daha iyi sonuçlar sağladığına inanıyor -ki elbette kazın ayağı böyle değil.
Charlie Munger'in ortağı Warren Buffett harikulade bir tabir kullanıyor: "Circle of Competence". Türkçesiyle, "Yeterlilik Çemberi". Bu çemberin içinde kalan şeyleri insan profesyonel anlamda anlar. dışındakileri ise hiç anlamaz ya da sadece kısmen anlar. Buffett'in hayatındaki ilke şudur: "Yeterlilik çemberinizi bilin ve içinde kalın. Bu çemberin ne kadar büyük olduğu öyle çok önemli değildir; ama çemberin çizgilerinin tam olarak nereden geçtiğini bilmek müthiş önemlidir." Charlie Munger üzerine ekleme yapar: "Yeteneklerinizin neler olduğunu keşfetmelisiniz. Şansınızı yeterlilik çemberinizin dışında denediğinizde berbat bir kariyeriniz olacaktır. Bunun neredeyse garantisini verebilirim size."
Sonuç: Şoför bilgisine güvenmeyin. Şirket sözcülerini, şovmenleri, gazetecileri, gevezelik edenleri, boş söz üretenleri, beylik lafların işportacıların gerçekten bilgi sahibi olanlarla karıştırmayın. Onların nasıl mı ayırt edersiniz? İşaret çok açıktır aslında. Gerçekten bilgi sahibi olanlar ne bildiklerinin -ve ne bilmediklerinin- farkındadırlar. Bu çapta biri kendi yeterlilik çemberinin dışındaysa, ya hiçbir şey söylemez ya da "Bunu bilmiyorum" der. Bu cümleyi utanmadan, hatta belirli bir gururla telaffuz eder. Şoförlerden çok laf duysanız da bu cümleyi asla duymazsınız.
Rolf Dobelli, Hatasız Düşünme Sanatı
Etiketler:
Rolf Dobelli,
zz Bilgi,
zz Düşünme ve Zihin,
zz Entelektüel
10 Ocak 2014 Cuma
Hiç kimse egosunu tamamıyla yenmiş olduğuna çok güvenmesin, çünkü o uzun süre derinlerde gizlenir de, bir elverişli durum bulur bulmaz gene ortaya çıkıverir. Tıpkı Aisopos'un masalında genç bir kıza dönüşen kedinin, masanın başında hanım hanımcık otururken yanıbaşından bir fare geçince herşeyi unutup atılıvermesi gibi.
Francis Bacon
Francis Bacon
17 Aralık 2013 Salı
13 Aralık 2013 Cuma
9 Aralık 2013 Pazartesi
30 Kasım 2013 Cumartesi
Bir düşüncenin susturulmasındaki asıl kötülük, onun insan soyuna, yaşayan nesle olduğu gibi gelecek nesillere karşı da despotik bir davranış niteliğini taşıyor olması ve o düşünceye taraftar olanlardan daha da fazla, o düşünceye katılmayanlara karşı haydutça bir davranış olmasıdır. Eğer düşünce doğruysa insanlar, yanlış olanı doğru olanla değiştirmek olanağından yoksun bırakılırlar; eğer yanlışsa, hemen hemen aynı derecede büyük bir yararı, yani gerçeğin haksızlıkla çarpışması sonucunda onun daha açık olarak anlaşılmasını ve daha canlı bir etki yaratma fırsatını, elden kaçırmış olurlar.
Boğmaya kalkıştığımız düşüncenin yanlış bir düşünce olduğundan hiçbir zaman emin olamayız; bundan emin olsak bile, onu boğmak gene de kötü olacaktır.
Otorite tarafından sindirilmeye çalışılan düşünce, pekâlâ doğru olabilir. Onu ortadan kaldırmak isteyenler, doğal olarak onun doğruluğunu yadsırlar; fakat yanılmaları da mümkündür. Sorunu bütün insanlık adına kestirip atmaya ve diğer herkesi yargılama olanaklarından yoksun bırakmaya hiçbir otoritenin yetkisi yoktur.
Bir düşüncenin açıklanmasını, otorite bunun yanlış olduğunu ileri sürdü diye yasaklamak, mutlak doğrunun sadece otoriteye ait olduğunu önsel olarak kabul etmek anlamını taşır.
Bir tartışmayı susturmak, yanılmazlık taslamayan gururlu bir davranışla eşdeğerdir.
John Stuart Mill
24 Kasım 2013 Pazar
İfade Özgürlüğü Üzerine, John Trenchard ve Thomas Gordon, 1720
Düşünce özgürlüğü var olmaksızın ilim ve irfan gibi değerler var olamaz ve ifade özgürlüğü olmaksızın insan hak ve hürriyetleri de olamaz. İfade özgürlüğü başkalarına zarar verene ve başkalarının haklarını tahakküm altına alana kadar her insanın hakkıdır ve özgürlüklerle ilgili bu sınır katlanılabilecek ve kabul edilebilecek tek sınırdır.
Bu kutsal hak, özgür bir yönetim için elzemdir. Mülkiyetin güvenliği ve ifade özgürlüğü her zaman birlikte yer alır. İnsanlar, kendi isteklerini kendi dilleriyle talep edemedikleri sefil ülkelerde kendilerine ait başka hiçbir şeyi de talep edemezler. Ulusun özgürlüğünü kim ortadan kaldırmayı arzu ederse halkların özgürlüğü için en korkunç şey olan ifade özgürlüğünü baskı altında tutmakla, işe başlar.
Bu durum, parlamento hakkında konuşmayı yasaklamak için her iki özgürlüğü de bir kenara iten bir bildiriyi aşağılık bakanının yayınladığı Kral I. Charles’in mahkemesi tarafından da çok iyi bilinmektedir. İdare edilenlerin şüphe götürmeyen haklarını ve majestelerinin hukuki haklarını savunmak, halkı idareden soğutmak olarak adlandırıldı ve isyana teşvikten cezaya tabi tutuldu. Ayrıca, insanların evlerinde dinden bahsetmeleri yasaklandı. Papazlarla bakanlar tiranlık oluşturmak için bir araya gelerek gerçeği ve hukuku baskı altına aldılar. Kral James, Katolik kilisesindeki ekmek ve şarabın takdisi ayinine gittiğinde insanlar para cezasına çarptırıldılar, hapsedildiler ve O’nun bir Katolik olduğu söylenerek, perişan edildiler. Hakkında hain olduğunun ilan edildiği bir parlamento kararının bulunduğu Kral II. Charles daha sıkı bir Katolik olarak yaşamıştır.
İnsanların kendi yöneticilerinden iyi bir şekilde bahsetmeleri gerektiği doğrudur ve yöneticiler haklarında iyi şeyler konuşmayı da hak edebilirler; ancak, insanları dinlemeksizin onları zararlı ilan etmek, yalnızca tiranlığın imtiyazı ve ona uygun bir şey olabilir. Özgür bir insan ifade özgürlüğünü kullanarak bunun böyle olduğunu gösterecektir.
John Trenchard ve Thomas Gordon, İfade Özgürlüğü Üzerine, 1720
http://www.constitution.org/ cl/cato_015.htm
Bu kutsal hak, özgür bir yönetim için elzemdir. Mülkiyetin güvenliği ve ifade özgürlüğü her zaman birlikte yer alır. İnsanlar, kendi isteklerini kendi dilleriyle talep edemedikleri sefil ülkelerde kendilerine ait başka hiçbir şeyi de talep edemezler. Ulusun özgürlüğünü kim ortadan kaldırmayı arzu ederse halkların özgürlüğü için en korkunç şey olan ifade özgürlüğünü baskı altında tutmakla, işe başlar.
Bu durum, parlamento hakkında konuşmayı yasaklamak için her iki özgürlüğü de bir kenara iten bir bildiriyi aşağılık bakanının yayınladığı Kral I. Charles’in mahkemesi tarafından da çok iyi bilinmektedir. İdare edilenlerin şüphe götürmeyen haklarını ve majestelerinin hukuki haklarını savunmak, halkı idareden soğutmak olarak adlandırıldı ve isyana teşvikten cezaya tabi tutuldu. Ayrıca, insanların evlerinde dinden bahsetmeleri yasaklandı. Papazlarla bakanlar tiranlık oluşturmak için bir araya gelerek gerçeği ve hukuku baskı altına aldılar. Kral James, Katolik kilisesindeki ekmek ve şarabın takdisi ayinine gittiğinde insanlar para cezasına çarptırıldılar, hapsedildiler ve O’nun bir Katolik olduğu söylenerek, perişan edildiler. Hakkında hain olduğunun ilan edildiği bir parlamento kararının bulunduğu Kral II. Charles daha sıkı bir Katolik olarak yaşamıştır.
İnsanların kendi yöneticilerinden iyi bir şekilde bahsetmeleri gerektiği doğrudur ve yöneticiler haklarında iyi şeyler konuşmayı da hak edebilirler; ancak, insanları dinlemeksizin onları zararlı ilan etmek, yalnızca tiranlığın imtiyazı ve ona uygun bir şey olabilir. Özgür bir insan ifade özgürlüğünü kullanarak bunun böyle olduğunu gösterecektir.
John Trenchard ve Thomas Gordon, İfade Özgürlüğü Üzerine, 1720
http://www.constitution.org/
Etiketler:
John Trenchard ve Thomas Gordon,
zz İfade Özgürlüğü
22 Kasım 2013 Cuma
In youth it is the outward aspect of things that most engages us; while in age, thought or reflection is the predominating quality of the mind. Hence, youth is the time for poetry, and age is more inclined to philosophy. In practical affairs it is the same: a man shapes his resolutions in youth more by the impression that the outward world makes upon him; whereas, when he is old, it is thought that determines his actions.
Schopenhauer
Etiketler:
Schopenhauer,
zz Bilgelik,
zz Gençlik,
zz Yaşlılık
10 Kasım 2013 Pazar
Experience by itself teaches nothing…Without theory, experience has no meaning. Without theory, one has no questions to ask. Hence without theory there is no learning.
W. Edwards Deming
Etiketler:
W. Edwards Deming,
zz Deneyim,
zz Düşünce,
zz Düşünme ve Zihin,
zz Teori
7 Kasım 2013 Perşembe
İnsanın davranışları üç temelden gelir, bu temellere dayanmaksızın üzerimizde etkili olabilecek bir güç düşünülemez. Bunların birincisi bencillik kendi iyiliğinden başka bir şey düşünmez ve sınırsızdır, ikincisi kötü ruhluluktur başkasının koyuluğunu ister gaddarlığa değin varabilir, üçüncüsüde acımadır. Acıma,başkasının iyiliğini istemektir ve iyilikseverliğe, ruh yücelgine değin ulaşabilir. İnsan davranışlarının hepsi, bu üç temelden birine yada aynı zamanda ikisine bağlanabilir.
Arthur Schopenhauer
Arthur Schopenhauer
3 Kasım 2013 Pazar
31 Ekim 2013 Perşembe
29 Ekim 2013 Salı
“Aim for success, not perfection. Never give up your right to be wrong, because then you will lose the ability to learn new things and move forward with your life. Remember that fear always lurks behind perfectionism.”
David M. Burns
David M. Burns
Etiketler:
David M. Burns,
zz Başarı,
zz Mükemmeliyetçilik
28 Ekim 2013 Pazartesi
25 Ekim 2013 Cuma
Ve siz şimdi kör bir öfkenin gücü ile savaşıyorsunuz. Aklın sesine değil, silah seslerine vermişsiniz kulaklarınızı, her şeyi kabartıp saplantılarınızın ardına düşmüşsünüz bütün inadınızla.
Albert Camus, Denemeler
Albert Camus, Denemeler
Etiketler:
Albert Camus,
zz Devrim,
zz Marksizm,
zz Şiddet
24 Ekim 2013 Perşembe
20 Ekim 2013 Pazar
16 Ekim 2013 Çarşamba
11 Ekim 2013 Cuma
23 Eylül 2013 Pazartesi
22 Eylül 2013 Pazar
15 Eylül 2013 Pazar
Mutluluğa
mücadele ederek ulaşabilir misiniz? Dile kolay gelmese de en büyük sır
budur. Mutluluğu birkaç basit sözcüğe sığdırabilirim ama sadece beni
dinleyip , duygularınızı tekrar etmekle mutlu olamazsınız. Mutluluk
tuhaftır; onu aramadığınızda gelir.
Mutlu olmak için çaba
harcamadığınızda, saflıktan ve yaşamın güzelliğinden doğan mutluluk
beklenmedik ve gizemli bir biçimde birden beliriverir. Ama bu bir
topluluğa katılmayı ya da biri olmaya çalışmayı değil, yüksek düzeyde
bir kavrayışı gerektirir. Hakikat, kalbiniz ve zihniniz tüm uğraşlardan
temizlendiğinde ve artık biri olmaya çalışmadığınızda ortaya çıkar.
Zihniniz sakin olduğunda, gerçekleşen her şeye kulak verdiğinizde
meydana çıkar. Bu sözcükleri dinleyebilirsiniz fakat mutluluğun
gerçekleşmesi için öğrenmeniz gereken, zihninizi tüm korkulardan
arındırmaktır.
Bir şeyden ya da birilerinden korktuğunuz sürece
mutlu olamazsınız. Anne babanızdan, öğretmenlerinizden, sınavları
geçmekten, ilerlemekten, efendinizden,
hakikate yaklaşamamaktan, onaylanmamaktan, sırtınızın sıvazlanmamasından
korktuğunuz sürece mutlu olamazsınız.
Hiçbir şeyden
korkmazsanız, bir sabah uyandığınızda ya da yalnız başınıza yürürken,
birden tuhaf bir şeyler olduğunu görürsünüz; aşk, hakikat, mutluluk
denen şey davet edilmeden, çağrılmadan, aranmadan birden karşınıza
çıkar.
Gençken doğru biçimde eğitilmeniz bunun için çok
önemlidir. Şu an eğitim dediğimiz şey, eğitim falan değildir, çünkü
kimse size bunlardan bahsetmez. Öğretmenleriniz sizi sınavları geçmeniz
için hazırlar fakat size en önemli şeyden, yaşamdan bahsetmezler; çünkü
çok az kimse nasıl yaşayacağını bilir.
Çoğumuz yalnızca hayatta
kalır, bir biçimde sürükleniriz. Bu yüzden de yaşam korkunç bir şey
haline gelir. Gerçekten yaşamak, büyük bir sevgi, derin bir sessizlik ve
saflığın yanı sıra deneyim zenginliği de gerektirir. Açık bir biçimde
düşünebilen, önyargılar, hurafeler, umut ya da korkularla
sınırlandırılmamış bir zihin gerektirir. Tüm bunlar yaşamın kendisidir
ve yaşamak için eğitilmiyorsanız, eğitimin hiçbir anlamı yoktur.
Düzenli, terbiyeli olmayı öğrenebilir ve tüm sınavlarınızı
geçebilirsiniz; fakat toplum yapısal anlamda parçalanırken bu yüzeysel
şeylere birincil önem atfetmek, tıpkı ev yaparken tırnaklarınızı
temizleyip cilalamaya benzer. Görüyorsunuz, hiç kimse sizinle tüm bunlar
hakkında konuşmuyor, hiç kimse sizinle bunların üstüne gitmiyor.
Matematik, tarih, coğrafya gibi belli konuları çalışmak için günlerinizi
harcarken, bu derin konuları konuşmak için de zaman ayırmanız gerekir.
Bu, yaşamı zengin kılmak için gereklidir.
Krishnamurti, Mutluluk Üzerine
Etiketler:
Krishnamurti,
zz Düşünme ve Zihin,
zz Eğitim,
zz Mutluluk
11 Eylül 2013 Çarşamba
5 Eylül 2013 Perşembe
4 Eylül 2013 Çarşamba
Wilcox’a göre ‘aşırılık yanlısı’ kişi ya da gruplar şunları yapma eğiliminde olur:
1 -Kişilik katliamı: Rakibinin söylediklerinden çok onun kişiliğine, görünüşüne, değerlerine saldırır, aynısı kendisine yapıldığında ortalığı ayağa kaldırır.
2 - İsim takar, ekiketler: Amaç dikkatleri, rakiplerinin söylemlerinden dağıtmak, yeni rakipleri yıldırmaktır.
3 -Topyekûn genellemeler yapar: Rakiplerinin arasındaki her benzerlik, onların aynı olduğunu gösterir, kanıt gerekmez.
4 -İddiasına kanıt gerekmez: İddiayı doğruladığı müddetçe duyumlar yeterlidir. Olgulardan çok duygularıyla hareket eder.
5- Çifte standartlıdır: Kendilerinin niyeti, başkalarının yaptıkları önemlidir. Onların söylediğine inanılması, başkalarınınkinin ispatlanması gerekir.
6 -Muhalifler ve eleştirenler kötüdür: Muhalifler farklı düşündükleri, belki yanıldıkları için değil, kötü, ahlaksız, vb oldukları için eleştirirler.
7- Dünyaya ‘manik’ bakış: “Benden yana değilsen, bana karşısın”, ortası olamaz.
8- Muhaliflere belli bir sansür/kontrol mübahtır: Buna muhalif/eleştirel görüşlerin medya erişimini engelleme çabası dahildir. Aşırılık yanlıları yalnız kendi sesleri duyulsun ister.
9- Kendilerini düşmanlarıyla tanımlar: Düşmanlarıysa çoğu zaman olduklarından daha kötü ve güçlüdür.
10- Tartışırken gözdağı verir: Görüşlerine katılmamak, şeytanla işbirliği ya da en azından düşmana yardım ve yataklık sayılır.
11- Slogan, kilit sözcükler ve basma kalıp ifadeler kullanır: Amaç, tartışmanın soruna yol açacak olgular ve karşı görüşlere dökülmesini önlemektir.
12 -Ahlaken diğerlerinden üstün olduğunu varsayar: Neticede kim dünyayı kurtaracak birine karşı çıkacak kadar duyarsız kişilerle muhatap olmak ister.
13- Kaybederse kıyamet kopar: Eğer onların dediği yapılmazsa felaketler bitbirini izler.
14- Amaç hayırlıysa, küçük kötülüklerden zarar gelmez: Amaç büyük kötülüğün yok edilmesiyse, aşırılık yanlısı amaca giden her yolu meşru sayar.
15- Akıl yürütmenin yerini giderek duygusal tepkilerin alması: Etkin ‘aşırılık yanlıları’ aynı zamanda etkin propaganda ustalarıdır.
16 -Aşırı hassas ve alıngandırlar: Sıradan yorumlar ve masum tepkilerin arkasında ‘gizli’ yıkıcılık, ihanet, sapkınlık vs görürler; güvenmemek esastır.
17- İnanç ve eylemlerinin ilahi izahı olabilir: İnsanların çoğu, ‘dinî inançlarını’ vazettiği için, din kisvesine bürünmüş ‘aşırılık yanlılarına’ karşı durmaktan çekinir.
18- Belirsizlik ve muğlaklığı sorun eder: Aşırılık yanlılarının sorunlara ‘tek’ ve ‘kesin’ çözümü vardır. Ötekileri hizaya getirmek için daha çok kanun ve kurala başvurulabilir.
19 -‘Grup düşüncesine’ eğilimlidir: Ötekilerle değil, birbirleriyle konuştukça gerçeklere göre ahlaki muhakemeden çok, ahlaki üstünlük ve yanılmazlık duygusu güçlenir.
20- Düşmanlıkları kişiselleştirir: Rakiplerin başına kötü işlerin gelmesi, hastalık geçirmeleri, yasal sorunları, hatta ölmeleri, aşırılık yanlılarını sevindirir; ‘hak etmişlerdir’.
21 -Kazanan kendileri olmadıkça sistem kötüdür: Seçimler onlar kaybetmişse ‘hilelidir’, kamuoyu aleyhlerine dönmüşse ‘beyinleri yıkanmıştır’; sistemin doğruluğu ya da yanlışlığı onlar üzerindeki etkisine bağlıdır.
1 -Kişilik katliamı: Rakibinin söylediklerinden çok onun kişiliğine, görünüşüne, değerlerine saldırır, aynısı kendisine yapıldığında ortalığı ayağa kaldırır.
2 - İsim takar, ekiketler: Amaç dikkatleri, rakiplerinin söylemlerinden dağıtmak, yeni rakipleri yıldırmaktır.
3 -Topyekûn genellemeler yapar: Rakiplerinin arasındaki her benzerlik, onların aynı olduğunu gösterir, kanıt gerekmez.
4 -İddiasına kanıt gerekmez: İddiayı doğruladığı müddetçe duyumlar yeterlidir. Olgulardan çok duygularıyla hareket eder.
5- Çifte standartlıdır: Kendilerinin niyeti, başkalarının yaptıkları önemlidir. Onların söylediğine inanılması, başkalarınınkinin ispatlanması gerekir.
6 -Muhalifler ve eleştirenler kötüdür: Muhalifler farklı düşündükleri, belki yanıldıkları için değil, kötü, ahlaksız, vb oldukları için eleştirirler.
7- Dünyaya ‘manik’ bakış: “Benden yana değilsen, bana karşısın”, ortası olamaz.
8- Muhaliflere belli bir sansür/kontrol mübahtır: Buna muhalif/eleştirel görüşlerin medya erişimini engelleme çabası dahildir. Aşırılık yanlıları yalnız kendi sesleri duyulsun ister.
9- Kendilerini düşmanlarıyla tanımlar: Düşmanlarıysa çoğu zaman olduklarından daha kötü ve güçlüdür.
10- Tartışırken gözdağı verir: Görüşlerine katılmamak, şeytanla işbirliği ya da en azından düşmana yardım ve yataklık sayılır.
11- Slogan, kilit sözcükler ve basma kalıp ifadeler kullanır: Amaç, tartışmanın soruna yol açacak olgular ve karşı görüşlere dökülmesini önlemektir.
12 -Ahlaken diğerlerinden üstün olduğunu varsayar: Neticede kim dünyayı kurtaracak birine karşı çıkacak kadar duyarsız kişilerle muhatap olmak ister.
13- Kaybederse kıyamet kopar: Eğer onların dediği yapılmazsa felaketler bitbirini izler.
14- Amaç hayırlıysa, küçük kötülüklerden zarar gelmez: Amaç büyük kötülüğün yok edilmesiyse, aşırılık yanlısı amaca giden her yolu meşru sayar.
15- Akıl yürütmenin yerini giderek duygusal tepkilerin alması: Etkin ‘aşırılık yanlıları’ aynı zamanda etkin propaganda ustalarıdır.
16 -Aşırı hassas ve alıngandırlar: Sıradan yorumlar ve masum tepkilerin arkasında ‘gizli’ yıkıcılık, ihanet, sapkınlık vs görürler; güvenmemek esastır.
17- İnanç ve eylemlerinin ilahi izahı olabilir: İnsanların çoğu, ‘dinî inançlarını’ vazettiği için, din kisvesine bürünmüş ‘aşırılık yanlılarına’ karşı durmaktan çekinir.
18- Belirsizlik ve muğlaklığı sorun eder: Aşırılık yanlılarının sorunlara ‘tek’ ve ‘kesin’ çözümü vardır. Ötekileri hizaya getirmek için daha çok kanun ve kurala başvurulabilir.
19 -‘Grup düşüncesine’ eğilimlidir: Ötekilerle değil, birbirleriyle konuştukça gerçeklere göre ahlaki muhakemeden çok, ahlaki üstünlük ve yanılmazlık duygusu güçlenir.
20- Düşmanlıkları kişiselleştirir: Rakiplerin başına kötü işlerin gelmesi, hastalık geçirmeleri, yasal sorunları, hatta ölmeleri, aşırılık yanlılarını sevindirir; ‘hak etmişlerdir’.
21 -Kazanan kendileri olmadıkça sistem kötüdür: Seçimler onlar kaybetmişse ‘hilelidir’, kamuoyu aleyhlerine dönmüşse ‘beyinleri yıkanmıştır’; sistemin doğruluğu ya da yanlışlığı onlar üzerindeki etkisine bağlıdır.
26 Ağustos 2013 Pazartesi
23 Ağustos 2013 Cuma
21 Ağustos 2013 Çarşamba
19 Ağustos 2013 Pazartesi
16 Ağustos 2013 Cuma
Hiç kimse , kendinden fazlasını göremez. Bununla demek istiyorum ki : Herkes başkasında , kendisi olabildiği kadarını görür , çünkü onu ancak kendi zekası ölçüsünde kavrayabilir ve anlayabilir. Bu zeka düşük türden ise , tüm zihinsel yetenekler , en büyükleri bile , onun üzerinde etkide bulunamayacaklar ve o da bu yeteneklerin sahibini algılayamayacak , sadece onun bireyselliğindeki en düşük olanları , yalnızca kendisiyle ortak zayıflıklarını , mizaç ve karakter eksikliklerini algılayacaktır. Kendisi için o kişi , bunlardan ibaret olacaktır. Aynı adamın daha yüksek zihinsel yetenekleri , onun gözünde , bir körün gözünde renklerin olabileceği kadar vardırlar. Çünkü , zihin sahibi olmayanın gözüne hiçbir zihin görünmez. İnsanın , her konuştuğu kişinin düzeyine inmesinin , daha önceki her üstünlüğünün ortadan kalkmasının ve hatta bunun için gerekli yadsımanın bile farkında olmamasının nedeni budur. İnsanların çoğunun düpedüz düşük zekalı ve düşük yetenekli , yani kesinlikle seviyesiz olduğunu düşündüğünde , insan kendisi de zaman içinde ( elektiriğin dağıtıma benzer şekilde) , seviyeyi düşürmeden onlarla konuşmanın olanaksız olduğunu görecektir ve o zaman " seviye düşürmek" deyiminin asıl anlamı ve isabetliliğini iyice anlayacaktır. Salaklara ve delilere karşı , aklını kullanmaktan başka bir yolu olmadığını , bunun da onlarla konuşmamak olduğu görülecektir. İşte o zaman , kimi insanlar toplumun içinde , bir baloya gelip de sırf kötürümlerle karşılaşan bir dansçının durumuna düşeceklerdir. Kiminle dans edebilirler ki?
Schopenhauer
Schopenhauer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)