Her şeyi bilen ve her şeye kadir olan bir tanrı ve amacının yaratıkları tarafından anlaşılmamasına çalışan bir tanrı... iyiliklerin tanrısı olabilir mi? Sanki insanlığın selameti için sakıncası yokmuş gibi, sayısız şüpheyi ve tereddüdü binlerce yıl boyunca yaşatıp sürdüren tanrı, buna karşın gerçekte yanılmanın korkunç sonuçlarını belirsiz bir şekilde vaat etmiyor mu? O, insanlığın nasıl da hakikat uğruna acı çektiğini, hakikate sahip olsa da iyice görebilseydi, gaddar bir tanrı olmaz mıydı? — Ama belki yine de bir iyilikler tanrısıdır... ve sadece kendini daha açık ifade edemiyor!
Friedrich Nietzsche, Tan Kızıllığı
Altı çizili yerler; ana fikirler, önemli tespitler, yararlı bilgiler, edebi parçalar ...
18 Aralık 2012 Salı
Bir insan evren dediğimiz bütünün zaman ve mekânla sınırlı bir parçasıdır. Kendini, düşüncelerini ve duygularını diğerlerinden farklıymış gibi yaşantılar ve bu, bilincinin bir tür göz aldanmasıdır. Bu aldanma bizler için bir hapishanedir ve kişisel arzularımızı ve sevgimizi en yakınımızdaki birkaç kişiyle sınırlandırmamıza sebep olur. Yapmamız gereken şey, merhamet dairemizi, varolan her şeyi ve kendi güzelliği içerisindeki bütün doğayı içine alacak şekilde genişleterek kendimizi bu hapishaneden kurtarmaktır.
Albert Einstein
Albert Einstein
Etiketler:
Albert Einstein,
zz Bilgelik,
zz Hakikat,
zz Hayatın Anlamı
17 Aralık 2012 Pazartesi
Foucault, Jean Genet’in kendisine aktardığı bir hapishane anısını “Büyük Kapatılma” kitabında bizimle paylaşır: Genet, Sante hapishanesinde mahkûmdur. O tarihlerde Fransa’da mahkûmların Adalet Sarayına sevk edilmesi için bir başka mahkûmla kelepçelenmeleri gereken bir uygulama vardır. Genet, bir başka mahkûma bağlanırken öbür mahkûm sorar: “Beni bağladığınız bu herif kim?”, gardiyan cevap verir: “Bir hırsız”. Bunun üzerine diğer mahkûm karşı koyar ve şöyle der: “Reddediyorum. Ben siyasi bir tutukluyum, komünistim ve bir hırsızla bağlanmayı reddediyorum”. Genet, o günden itibaren Fransa'daki bütün sol hareketlere, siyasal örgütlenmelere uzak durur. Varlığı kendinden menkul, kendisini başka mağdurlarla eşit görmeyen, hapishanede bile ayrıcalıklar talep eden bu “öncü devrimciler”in, devrimden sonra toplumda kendileri için nasıl bir “yer” öngördüklerine dair önemli bir dipnottur..
Ramazan Kaya
Sıkıntıdan patlayacağız, inkar edemeyiz bunu. Güzel. Peki. Bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? Fırsatı kaçırıyoruz. Hadi işe koyulalım. Birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.
Samuel Beckett
Samuel Beckett
Etiketler:
Samuel Beckett,
zz Mutluluk,
zz Özgürlük,
zz Sevgi ve Aşk,
zz Sorumluluk
16 Aralık 2012 Pazar
15 Aralık 2012 Cumartesi
Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
"Yazın bittiği her yerde söylenir"se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider
Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!
Haydar Ergülen
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu...
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider
Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!
Haydar Ergülen
İnsan için en büyük zorluklar, istediğini yapabildiği (özgür olduğu) zaman başlar.
Thomas Henry Huxley
Thomas Henry Huxley
Etiketler:
Thomas Henry Huxley,
zz Özgürlük,
zz Sorumluluk
| Her gerçek düşünür düşüncelerini mümkün olduğunca saf, açık, belirgin ve veciz bir şekilde dile getirmeye çalışır. Bu yüzdendir ki basitlik her zaman sadece hakikatin değil fakat aynı zamanda dehânın işareti olarak da kabul edilir. | ||||
| — Schopenhauer | ||||
Etiketler:
Schopenhauer,
zz Bilgelik,
zz Konuşma ve Yazma
Milliyetçilik de kuşku götürür konularda ateşli inanç sahibi olmanın bir uç örneğidir. Şunu rahatça söyleyebilirim: Büyük Savaşın tarihini günümüzde ele alan bilimsel bir tarihçinin yazdıklarında, eğer bunlar savaş sırasında yazılmış olsalardı, çarpışan ülkelerin her birinde tarihçinin hapse atılmasına neden olacak ifadeler bulunması kaçınılmazdır. İnsanların kendileri hakkındaki gerçeklere tahammül gösterdikleri, Çin dışında, hiçbir ülke yoktur. Gerçekler normal zamanlarda sadece kabalık olarak, savaş halinde ise suç olarak algılanırlar. Birbirinin karşıtı katı inanç sistemleri oluşur; bu sistemlere yalnızca aynı ulusal eğilimi taşıyanların inanmaları, bunların yapay olduğunu açıkça ortaya koyar. Ancak bu inanç sistemlerine mantık uygulamak, vaktiyle dinsel dogmalara mantık uygulamanın günah olduğu kadar günahtır. Bu tür konularda kuşkuculuğun neden kötücül olduğunu açıklamaları istendiğinde insanların verdikleri yanıt, mitlerin savaşı kazanmaya yardım ettiği, bu nedenle de rasyonalizmi benimseyen ulusların başkalarını öldüremeyeceği, tersine, kendilerinin öldürüleceği, yolundadır. Yabancılara tümden iftira yoluyla insanın kendisini korumasının utanç verici olduğu düşüncesi, bildiğim kadarıyla, şimdiye dek Quaker'ler (17. yüzyıl ortalarında kurulan, savaşa ve askerliğe karşı, hıristiyan oldukları halde kiliseye gitmeyen, Dostlar Derneği üyeleri.(Ç.N.)) dışında ahlaki destek bulamamıştır. Rasyonel bir ulusun savaşa hiç girmemenin yollarını bulabileceği öne sürüldüğünde alınan yanıt ise genellikle hakaretten ibarettir.
Bertrand Russel
Bertrand Russel
Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdı. Özgürlüğüm onları öfkelendiriyordu. Hala istediğim, hala korktuğum ya da hala özlediğim bir şey kalmış olması hoşlarına giderdi. O zaman bir kez daha köleleştirebilirlerdi…
Neval El Saddavi, Sıfır Noktasındaki Kadın
Neval El Saddavi, Sıfır Noktasındaki Kadın
Gerçekten de en çok erkeği ezer erkeklik... Yanındaki kıza laf atana okkalı bir kafa atamamanın, maçta topu tutamamanın, askerde düşmanı mıhlayamamanın, yatakta kadını haklayamamanın, eve ekmek taşıyamamanın yarattığı tahribat o denli büyüktür ki bunlarla baş edebilmek, ezikliğini örtebilmek için efsaneler uydurarak erkekliğini yüceltir erkek: Adama öyle bir kafa atmıştır ki, topa öyle çakmıştır ki, kızı öyle haklamıştır ki... Malum, bir kızla birleşerek erkekliğini "kazanır"; kız ise erkekle birleşerek kızlığını "kaybeder". Erkeklik bayrağı, en çok da zifaf döşeklerinde, askere uğurlama törenlerinde, büyük derbilerde, meclis kürsülerinde, evlerde yüceltile yüceltile insanlığın başına bela olmuştur. Kim bilir kaç zifaf cinayetinde erkeklik zaafının duyulmasından kaygılanan erkek kaygıları rol oynamıştır. Kaç namus cinayetinde, kaç sevilmemiş çocukta, ilan edilememiş kaç aşkta, yok yere çekilmiş kaç hançerde, gereksiz yere ilan edilmiş kaç savaşta bu fuzuli dolduruşun parmak izleri vardır.
Can Dündar
Can Dündar
Bilim size kürtajın doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyemez fakat hissiz bir fetüsü hisli bir yetişkine kesintisiz bir şekilde bağlayan (embriyolojik) sürecin, insanları diğer türlere bağlayan (evrimsel) sürece olan benzerliği işaret eder. Eğer embriyolojik süreç daha kesintisiz görünüyorsa bunun tek nedeni evrimsel sürecin nesil tükenme olaylarıyla bölünmüş olmasıdır. Etiğin temel prensipleri, yok oluşun tesadüfi ihtimallerine bağlı olmamalıdır.
Tekrar söylemek gerekirse; bilim, kürtajın cinayet olup olmadığını söyleyemez fakat kürtajın cinayet olduğunu, şempanzeleri öldürmenin ise olmadığını düşünüyorsanız kendinizle çelişiyor olabileceğiniz konusunda sizi uyarabilir. Her iki fikri aynı anda savunamazsınız.
Richard Dawkins, Bir Şeytanın Papazı (Bilim, Genetik ve Ahlak: Tony Blair için Notlar - Etik)
Etiketler:
Richard Dawkins,
zz Evrim,
zz Hayvanlar,
zz Kürtaj
14 Aralık 2012 Cuma
Nasıl Konuşmalı
Sözümün akışını bozup güzel tümceler aramaktansa güzel tümceleri bozup sözümün akışına uydurmayı daha doğru bulurum. Bir sözün ardından koşmamalıyız, söz bizim ardımızdan koşmalı, işimize yaramalı, Söylediğimiz şeyler sözlerimizi almalı ve dinleyenin kafasını öyle doldurmalı ki artık sözcüklerini hatırlayamasın. İster kağıt üstünde olsun, ister ağızdan, benim sevdiğim konuşma, düpedüz, içten gelen, lezzetli, şiirli, sıkı ve kısa kesen bir konuşmadır. Güç olsun, zararı yok; ama sıkıcı olmasın; süsten, özentiden kaçsın düzensiz, gelişigüzel ve korkmadan yürüsün. Dinleyen, her yediği lokmayı tadarak yesin.
Konuşma, Sueton'un, Julius Caesar'ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça,vaizce olmasın. Söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. Gösteriş için herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa, konuşmada bilinmedik sözcükler, duyulmad
Konuşma, Sueton'un, Julius Caesar'ın konuşması için dediği gibi, askerce olsun; ama ukalaca, avukatça,vaizce olmasın. Söylev sanatı, insanı söyleyeceğinden uzaklaştırıp kendi yoluna çeker. Gösteriş için herkesten başka türlü giyinmek, gülünç kılıklara girmek nasıl pısırıklık, korkaklıksa, konuşmada bilinmedik sözcükler, duyulmad
ık tümceler aramak da bir medreseli çocuk çabasıdır.
12 Aralık 2012 Çarşamba
Eğer hiç sevginiz yoksa -ne yaparsanız yapın: dünyadaki bütün tanrıların peşinden gidin, bütün toplumsal etkinliklere katılın, yoksulu kalkındırmaya çalışın, siyasete atılın, kitaplar yazın- ölü bir insansınız demektir.
Sevgi yoksa sorunlarınız katlanarak çoğalır. Sevgi varsa dilediğinizi yapın, hiçbir tehlike, hiçbir çatışma yoktur. Dolayısıyla sevgi erdemin özüdür.
Jiddu Krishnamurti
Sevgi yoksa sorunlarınız katlanarak çoğalır. Sevgi varsa dilediğinizi yapın, hiçbir tehlike, hiçbir çatışma yoktur. Dolayısıyla sevgi erdemin özüdür.
Jiddu Krishnamurti
Hayır, bize bağışlanan yaşam kısa değil, onu kısaltan biziz; ömrümüz yok değil, biz onu boşa harcıyoruz. Sınırsız, sonsuz zenginlikler kötü bir efendinin ellerine düşerse, bir anda eriyip gider; buna karşılık az da olsalar eğer iyi bir insan elinde kalırlarsa zamanla çoğalırlar. Aynı şekilde, yararlanmayı bilen kişi için yaşam da uzadıkça uzar.
Seneca, Düşünceler
Seneca, Düşünceler
11 Aralık 2012 Salı
Başkalarına karşı kutsal bir görevimiz olduğu düşüncesiyle içimizi yakan inanç, aslında boğulmakta olan nefsimizin en yakında yüzen can yeleğine tutunması gibidir. Elimizin yardım etmek için uzanması gibi görünen hareket, genellikle aziz canımızı kurtarmak üzere tutunmak için elimizin uzanmasıdır. Kutsal görev ortadan kaldırılırsa geriye zayıf ve anlamsız bir hayat kalır. Hiç şüphe yok ki, ben merkezli hayatımızı bencil olmayan hayatla değiştirmek yoluyla nefsimize karşı büyük bir saygı kazanırız. Bencil olmamanın verdiği gurur, en alçak gönüllüler için bile sonsuzdur.
Eric Hoffer, Kesin İnançlılar
Etiketler:
Eric Hoffer,
zz Ahlak,
zz Hayatın Anlamı,
zz Kendini Bilmek
10 Aralık 2012 Pazartesi
Pek çok insan bir zamanlar girdikleri yol hakkında inatçıdır, amaçları hakkında inatçı olanlar ise çok azdır.
Friedrich Nietzsche
Friedrich Nietzsche
Etiketler:
Friedrich Nietzsche,
zz Devrim,
zz Kendini Bilmek
Çoğu düşüncemiz miras olarak geliyor. Alışkanlıkların ve geleneklerin mirasçılarıyız. İnançlarımız yöresel kıyafetler gibi, nerede doğduğumuza bağlı olarak değişiyor. Kalıplar içinde büyüyor, etrafımız tarafından şekillendiriliyoruz. Çevremiz bir heykeltıraş, bir ressam.
Eğer İstanbul'da doğmuş olsaydık, çoğumuz şöyle diyecekti: "Allah'tan başka tanrı yoktur. Muhammed Allah'ın elçisidir." Eğer ailemiz Ganj nehri kenarında yaşasaydı, Şiva'ya tapıyor ve Nirvana'ya ulaşmaya çalışıyor olacaktık.
Robert Ingersoll
Eğer İstanbul'da doğmuş olsaydık, çoğumuz şöyle diyecekti: "Allah'tan başka tanrı yoktur. Muhammed Allah'ın elçisidir." Eğer ailemiz Ganj nehri kenarında yaşasaydı, Şiva'ya tapıyor ve Nirvana'ya ulaşmaya çalışıyor olacaktık.
Robert Ingersoll
9 Aralık 2012 Pazar
“The most beautiful people we have known are those who have known defeat, known suffering, known struggle, known loss, and have found their way out of the depths. These persons have an appreciation, a sensitivity, and an understanding of life that fills them with compassion, gentleness, and a deep loving concern. Beautiful people do not just happen.”
Tanıdığım en güzel insanlar yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş olan insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi (sorumlulukla) doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar. Onlar oluşurlar.
Elisabeth Kübler-Ross
Tanıdığım en güzel insanlar yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş olan insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir, duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket, derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi (sorumlulukla) doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar. Onlar oluşurlar.
Elisabeth Kübler-Ross
Bir çocuk bir ağaca çıkmak ister ve siz de yasaklarsanız çok öfkelenir. Eğer tırmanamayacağını kendisi anlarsa fiziksel olanaksızlığı kabullenir. Öfkeyi önlemek için, özü itibariyle zararlı olan şeylere izin vermek çoğu kez yerinde olur.
Bertrand Russell, Sorgulayan Denemeler
Bertrand Russell, Sorgulayan Denemeler
Etiketler:
Bertrand Russell,
zz Bilgelik,
zz Eğitim,
zz Politika,
zz Şiddet
"Beni sevdiğini sözlerinle, hareketlerinle sık sık göster. Bunu bildiğimi varsayma. Buna karşı utanç belirtileri gösterebilir ve gereksinimim olmadığını söyleyebilirim. Bu tepkilerime inanma ve ne olursa olsun beni sevdiğini yinele."
"İyi yaptığım işler için bana kompliman yap. Başarısız olduğumda beni aşağılama, tersine bana güven ver. Olumlu deste
"İyi yaptığım işler için bana kompliman yap. Başarısız olduğumda beni aşağılama, tersine bana güven ver. Olumlu deste
k ve işimi takdir etmeler, başarımın yinelenmesini garanti eder."
"Moralin bozuk, kendini yalnız ve yanlış anlaşılmış hissedersen bunları bana söyle. Seni rahatlatma gücüne sahip olduğumu bilmek beni güçlendirecektir."
"Gördüklerim ya da hissettiklerimin önemsiz veya gerçekdışı olduklarını söyleyerek benliğimi geçersiz duruma düşürme. Görüyor ya da hissediyorsam bunlar bana göre gerçek ve önemlidirler..."
"Bana dokun. Beni tut, beni kucakla: sevgi dolu sözsüz iletişim ile fiziksel varlığım daha bir canlılık kazanacaktır."
"Suskunluklarıma saygı göster."
"Bana değer verdiğini başkalarına göster. Sevgimizin başkaları önünde onaylanması beni gururlandırır ve ilişkimizin güzelliğini başkalarıyla paylaşmak bana mutluluk verir."
İlişkilerinizde zaman ve enerji yatırımı yapın: sürekli ilişkiler bir anda ortaya çıkmazlar, ancak zamanla oluşurlar.
Sevgi dolu ilişkide bireyler birbirlerine pek çabuk gücenecek kadar güvenirler. Ancak durum, başkalarının bundan yararlanmasına olanak tanımayacak kadar güvencelidir. Sevgili dolu bir ilişki çok fazla paylaşma ve ve sevecenliği içerir.
Sevgi dolu ilişki zamanın uzunluğuyla değil, gösterilen özenin niteliğiyle tanımlanır. En iyi yanı da, karşılıklı olarak sağlıklı biçimde fikir, duygu ve deneyim alışverişi sağlamasıdır.
Tüm uyanık olduğunuz zamanı sevdiklerinizle geçirmek zorunda hissetmeyin kendinizi: zaman zaman kenara çekilin ve sevdiklerinizin de ayrı bir yerleri olmasına izin verin.
Kızgınlığı, incinmeyi ve acıyı sürdürmeyin, unutmaya çalışın: bunlar enerjinizden çalar ve sizi sevmekten alıkoyar.
Anlaşmazlıklardan ve tartışmalardan korkmayın: tartışmayan insanlar birbirlerine değer vermeyen veya ölü kişilerdir.. Kısa tartışmalardan kaçının: Tartışmanın tam bittiğine ve bir sonuca ulaştığına inanın ve sona erdiğinde ise tartışmanızı unutun.
Tüm eleştirileri olumlu sayın, çünkü eleştiriler kendi kendimizi değerlendirmemizi sağlar, ama bu eleştiriler haksızsa bunları her zaman geri çevirebilirsiniz.
Dinlemeyi öğrenin: kendi konuşmanızı dinlemekle hiçbir şey öğrenemezsiniz.
Bir ilişkiden ne alabileceğinizi değil, o ilişkiye neler katabileceğinizi düşünün.
Yapmak istemediğimiz halde başkasını memnun edecek bir davranışta bulunmak belki de çok kötü değildir ve kendimizi tanımamız, başkalarını anlamamıza büyük ölçüde yardımcı olacaktır; çoğumuz sayısız saatleri boşa harcayarak kendi rahatımız için karşımızdakileri değiştirmeye çalışıyoruz: eleştirerek, suçlayarak ve çeşitli manevralarla karşı tarafı gereksinim duyduğumuz kişinin kalıbına sokmaya çalışırız. Halbuki başkalarıyla uzun sürecek ilişkiler kurmayı istiyorsak, işe onları oldukları gibi kabullenip, mutlu olmakla başlamalıyız. Etkimizle karşı tarafı değiştirip yenileyeceğimiz varsayarsak, o kişi için haklarımızı kötüye kullanan, düşüncesiz ve hatta zalim biri olup çıkarız; ve tabii, bu durum genellikle bir yarar sağlamaz...
Leo Buscaglia, Love
"Moralin bozuk, kendini yalnız ve yanlış anlaşılmış hissedersen bunları bana söyle. Seni rahatlatma gücüne sahip olduğumu bilmek beni güçlendirecektir."
"Gördüklerim ya da hissettiklerimin önemsiz veya gerçekdışı olduklarını söyleyerek benliğimi geçersiz duruma düşürme. Görüyor ya da hissediyorsam bunlar bana göre gerçek ve önemlidirler..."
"Bana dokun. Beni tut, beni kucakla: sevgi dolu sözsüz iletişim ile fiziksel varlığım daha bir canlılık kazanacaktır."
"Suskunluklarıma saygı göster."
"Bana değer verdiğini başkalarına göster. Sevgimizin başkaları önünde onaylanması beni gururlandırır ve ilişkimizin güzelliğini başkalarıyla paylaşmak bana mutluluk verir."
İlişkilerinizde zaman ve enerji yatırımı yapın: sürekli ilişkiler bir anda ortaya çıkmazlar, ancak zamanla oluşurlar.
Sevgi dolu ilişkide bireyler birbirlerine pek çabuk gücenecek kadar güvenirler. Ancak durum, başkalarının bundan yararlanmasına olanak tanımayacak kadar güvencelidir. Sevgili dolu bir ilişki çok fazla paylaşma ve ve sevecenliği içerir.
Sevgi dolu ilişki zamanın uzunluğuyla değil, gösterilen özenin niteliğiyle tanımlanır. En iyi yanı da, karşılıklı olarak sağlıklı biçimde fikir, duygu ve deneyim alışverişi sağlamasıdır.
Tüm uyanık olduğunuz zamanı sevdiklerinizle geçirmek zorunda hissetmeyin kendinizi: zaman zaman kenara çekilin ve sevdiklerinizin de ayrı bir yerleri olmasına izin verin.
Kızgınlığı, incinmeyi ve acıyı sürdürmeyin, unutmaya çalışın: bunlar enerjinizden çalar ve sizi sevmekten alıkoyar.
Anlaşmazlıklardan ve tartışmalardan korkmayın: tartışmayan insanlar birbirlerine değer vermeyen veya ölü kişilerdir.. Kısa tartışmalardan kaçının: Tartışmanın tam bittiğine ve bir sonuca ulaştığına inanın ve sona erdiğinde ise tartışmanızı unutun.
Tüm eleştirileri olumlu sayın, çünkü eleştiriler kendi kendimizi değerlendirmemizi sağlar, ama bu eleştiriler haksızsa bunları her zaman geri çevirebilirsiniz.
Dinlemeyi öğrenin: kendi konuşmanızı dinlemekle hiçbir şey öğrenemezsiniz.
Bir ilişkiden ne alabileceğinizi değil, o ilişkiye neler katabileceğinizi düşünün.
Yapmak istemediğimiz halde başkasını memnun edecek bir davranışta bulunmak belki de çok kötü değildir ve kendimizi tanımamız, başkalarını anlamamıza büyük ölçüde yardımcı olacaktır; çoğumuz sayısız saatleri boşa harcayarak kendi rahatımız için karşımızdakileri değiştirmeye çalışıyoruz: eleştirerek, suçlayarak ve çeşitli manevralarla karşı tarafı gereksinim duyduğumuz kişinin kalıbına sokmaya çalışırız. Halbuki başkalarıyla uzun sürecek ilişkiler kurmayı istiyorsak, işe onları oldukları gibi kabullenip, mutlu olmakla başlamalıyız. Etkimizle karşı tarafı değiştirip yenileyeceğimiz varsayarsak, o kişi için haklarımızı kötüye kullanan, düşüncesiz ve hatta zalim biri olup çıkarız; ve tabii, bu durum genellikle bir yarar sağlamaz...
Leo Buscaglia, Love
8 Aralık 2012 Cumartesi
Her şey çok yıldırıcıydı. İnsanın üzerine sürekli biri sürtünüyordu. En ufak bir espiriye, en küçük bir meydan okumaya tahammül edemiyorlardı. Her şey bir meydan okumaydı onlar için. Her sabah öfkeli uyanıyor, güne öfkeyle devam ediyorlardı. Kaybetmek istemiyorlardı ama nasıl kazanılacağını da bilmiyorlardı. Bok dolu kabız hayatlar.
Charles Bukowski, Pis Moruğun Notları II
Charles Bukowski, Pis Moruğun Notları II
Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu hatırla:
Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağıdır. Evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
Susanna Tamaro
Bir hastalık, bir düello ya da kontrolden çıkan bir at bizi ölümle burun buruna getirecek olsa, ebediyen mahrum olacağımız hayatın, tenselliğin, yabancı ülkelerin tadını çıkaramadığımıza hayıflanırız. Ama tehlike geçtikten sonra, bu hazların hiçbirinin yer almadığı durgun hayatımıza geri döneriz.
Marcel Proust, Albertine Kayıp
Marcel Proust, Albertine Kayıp
İsa’yla aram iyiydi. Kahramanımdı. Kahramanlarım arasında, pop yıldızlarından ve futbolculardan daha ön sıradaydı. Hatta Tanrı’dan bile. Tanrı, herşeyi gücü yeten ve kusursuzdu. İsa ise sıradan bir adamdı. Amaçları için çalışması gerekiyordu. O mağlup edilmiş günahların cazibesini taşıyordu. Dürüst ve cesurdu. Ama kahramanım olmasının esas sebebi, kibarlığıydı. Herkese karşı kibardı. Baskıya, tiranlığa ve zalimliğe boyun eğmezdi. Herkesi, kim olduklarına aldırmadan severdi. Ne adam ama... Onun gibi olmak isterdim.
Ricky Gervais
Ricky Gervais
7 Aralık 2012 Cuma
Ufak şeylerden zevk alabilmek,
lüks yerine zarafet aramak,
saygı istemek yerine değerli olmak,
zengin olmak yerine kimseye muhtaç olmamak,
sıkı çalışmak,
sessizce düşünmek
ve dürüst konuşmak,
yıldızları, kuşları, bebekleri ve bilgeleri açık kalple dinlemek.
İşte benim senfonim!
William Ellery Channing
6 Aralık 2012 Perşembe
5 Aralık 2012 Çarşamba
Acının çirkinleştirdiğini, alıklaştırdığını, ezdiğini gözlemliyorum. Bir zamanlar dünyayı duymamı, yoklamamı, ona yaklaşmamı sağlayan her duyargam sanki kökünden kesilip kangrenleşmiş gibi. Günlerimi dizkapağını sivri bir köşeye çarpmış kişi gibi geçiriyorum; bütün günü o katlanılmaz an gibi yaşıyorum. Ta yüreğimde acı; sanki doymak bilmiyor ve hâlâ aç, çok büyük bir yaradan akıp giden ve geri dönmeyen kanla atıyor.
Cesare Pavese
Cesare Pavese
Şimdiye kadar nasıl yaşadıysan gene öyle yaşayacasın sanırsın. Sonra beklenmdedik bir anda biri çıkar gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu yeni insanın aynasında görmeye başlarsın. Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır ve sen bunca zaman aslında hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığını bilmediğin bir şeye hasretlik çektiğini anlarsın. Şamar gibi iner hakikat suratına...
Chuck Palahniuk, Gösteri Peygamberi
Chuck Palahniuk, Gösteri Peygamberi
Yüceliğin küçük insanlar üzerinde kötü tepki yaratan bir havası vardır. İnsan bu havayı anında duyuverir. Görkemli villaların, göz kamaştıran arabaların, yaldızlı gemilerin, lokantaların, her çeşit yazlıkların arasında dolaşın; çiçekleri, ipekleri, şarapları koklayın, bolluk içindeki kıvançlı bir ruhtan taşan kahkahadan, mızrak gibi meydan okuyarak parlayan bakışlardan biraz için; parlak kılıçlar gibi keskin gülümsemelerin, güvenle yere basan adımların doğasını anlayın; yüceliğin havasını tanımış olursunuz.
Gerçek yüceliğin ülkesinde böyle şeylere yer olmadığını söylemenin yararı yok; dünya bunları çekici buldukça, insan yüreği elde etmek istediği ve edeceği tek ülke diye bunları bildikçe, yüceliğin yurdu burası olacak; bu hava insan ruhu üzerindeki korkunç etkilerini sürdürecektir. Bu hava kimyasal bir madde gibidir. Onu bir gün solumak, bu maddenin bir damlası gibi, insanın görüşlerini, amaçlarını, isteklerini öylesine etkileyip rengini öylesine değiştirir ki artık insanın aklı fikri sonsuza dek o boyayla boyanır. Alışmamış bir bilinç için bu havada yaşanan bir gün, alışmamış beden için uyuşturucu gibidir. Öyle bir istek uyandırır ki, eğer yerine getirilirse insanı bir düş dünyasına, oradan da ölüme kadar götürür.
Evet! Gerçekleşmeyen düşler, insanın içini kemiren, aklını çelen boş görüntüler kişiyi hep çağırır, daha, daha ileriye gitmeye iterler; ta ki ölümle yok oluş onları tüketene dek. O zaman görmeyen gözlerimizle doğanın bağrına geri döneriz.
Theodore Dreiser
Gerçek yüceliğin ülkesinde böyle şeylere yer olmadığını söylemenin yararı yok; dünya bunları çekici buldukça, insan yüreği elde etmek istediği ve edeceği tek ülke diye bunları bildikçe, yüceliğin yurdu burası olacak; bu hava insan ruhu üzerindeki korkunç etkilerini sürdürecektir. Bu hava kimyasal bir madde gibidir. Onu bir gün solumak, bu maddenin bir damlası gibi, insanın görüşlerini, amaçlarını, isteklerini öylesine etkileyip rengini öylesine değiştirir ki artık insanın aklı fikri sonsuza dek o boyayla boyanır. Alışmamış bir bilinç için bu havada yaşanan bir gün, alışmamış beden için uyuşturucu gibidir. Öyle bir istek uyandırır ki, eğer yerine getirilirse insanı bir düş dünyasına, oradan da ölüme kadar götürür.
Evet! Gerçekleşmeyen düşler, insanın içini kemiren, aklını çelen boş görüntüler kişiyi hep çağırır, daha, daha ileriye gitmeye iterler; ta ki ölümle yok oluş onları tüketene dek. O zaman görmeyen gözlerimizle doğanın bağrına geri döneriz.
Theodore Dreiser
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)